(1086 S. K. m. 74)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Hatay Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 12.07.2005 tarih ve 2005/9 - 2005/205 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ramazan Özcan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Antakya Şubesi'nde mevduat hesabı bulunduğunu, ancak müvekkilinin bilgisi dışında, sahte imza ile hesaptan 40.000.000.000.-TL çekildiğini ve ihtarnameye rağmen bankaca bu paranın müvekkiline ödenmediğini ileri sürerek, anılan meblağın ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tediye fişindeki imzanın davacının eli ürünü olduğunu, bunun Polis Kriminal Laboratuar Müdürlüğü raporu ile tespit edildiğini, ayrıca faiz isteminin de haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen ATK Fizik İhtisas Dairesi raporuna göre, ödemenin davalıya yapılmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacıya ait hesaptan, başkalarınca çekildiği ileri sürülen paranın, hesabın bulunduğu bankadan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davalı bankanın teftiş kurulu tarafından, Adana Polis Kriminal Müdürlüğü'nde görevli üç uzmana düzenlettirilen ve dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, paranın çekildiği dekonttaki imzanın davacının eli ürünü olduğunun belirtilmesi karşısında, kararda bu rapor ile teftiş kurulu raporundan hiç bahsedilmediği gibi, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun hangi gerekçelerle üstün tutulduğu da açıklanmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Zira, mahkemece, gerektiğinde daha önce davacının davaya konu hesaba ait belgelerde kullandığı imza önekleri varsa bu örnekler de getirtilerek, imzaların optik araçlarla karşılaştırıldığı yeni bir bilirkişi raporu alınarak, bu suretle çelişki giderilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.
Diğer yandan, imzanın davacının eli ürünü olmadığının sabit olması halinde, bankadan hesap çekilmesi sırasında, nasıl bir işlemin yapıldığı, ilgiliden kimlik ya da hesap cüzdanı istenip istenmediği, buna göre davaya konu paranın çekilmesi sırasında bu işlemlerin yapılıp yapılmadığı, para çekilmesi sırasında hesap cüzdanı ya da kimlik kullanılmış ise bunların nasıl temin edildiği, bu hususlara göre de davacıya yükletilecek müterafik bir kusurun bulunup bulunmadığı hususlarında, bankacılık alanında uzman bir bilirkişiden rapor alınması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, anılan hususlara hiç değinilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamıştır.
Öte yandan, kabul şekli bakımından, paranın bankada mevduat hesabında bulunmasına göre, bu tür davalarda, esasen paranın istenilerek davalı bankanın temerrüde düşürülmesine kadar, paranın bulunduğu hesabın akdi faizi üzerinden, temerrüt tarihinden sonra da aradaki hukuki ilişkinin bir ticari iş olmasına göre ticari işlerde uygulanan temerrüt faizi üzerinden faiz istenebilecektir. Ancak, bu davada davacı taraf, faiz alacağının miktarını belirterek, kendisini bağladığından, HUMK. nun 74 üncü maddesindeki taleple bağlılık ilkesi de aşılmayacaktır.
O halde, mahkemece, açıklanan ilke doğrultusunda, temyiz edenin sıfatına göre, HUMK. nun 74 üncü maddesi aşılmamak üzere, hesabın bankadan çekildiği 30.06.2004 tarihinden, ihtarnamenin tebliğ edildiği 24.08.2004 tarihine kadar, talepten düşük olması durumunda hesap için öngörülen akdi faiz, bu tarihten sonra da ticari temerrüt faizi uygulanmak üzere temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy