(6762 S. K. m. 1281, 1282, 1292)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 22.06.2005 tarih ve 2002/783-2005/446 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait işyerinde bulunan demirbaş, dekorasyon ve emtianın davalı sigorta şirketine Geniş Kapsamlı İşyeri Sigorta Poliçesi ile sigortalandığını, işyerinde 25/26.02.2002 tarihinde gece hırsızlık yapıldığını, rizikonun davalıya ihbarına rağmen sigorta bedelinin ödenmediğini, ileri sürerek fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 8.000.000.000.-TL'sının genel şartlar uyarınca davalının temerrüde düştüğü 29.03.2002 tarihinden itibaren reeskont faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, hırsızlığın oluş şeklinin şüpheli olduğu, kaldı ki, poliçenin hırsızlık hasarlarında emtia için stok kayıtlarının esas alınacağının düzenlendiğini, davacının stok kayıtlarının da ekspertiz incelemesi sonucu gerçeği yansıtmadığının tespit edildiğini, ayrıca, eğer teminata giren gerçekliği ispatlanmış bir zararın bulunduğu tespit edilirse, sigorta bedeli üzerinden %2 muafiyet bedeli tenzilinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, hırsızlık iddiasının gerçek olmadığı bu nedenle davacının talep edebileceği sigorta tazminat alacağının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Davalının sigorta teminatı altına aldığı işyerinde meydana geldiği iddia edilen hırsızlık nedeniyle oluşan zararın poliçe teminatı ile karşılanması istenilmektedir.
TTK.nun 1282 nci maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasa'nın 1281 nci maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin genel şartlarda sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.
İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, genel şartlar ve TTK.nun 1292/3 üncü maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçer.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya baktığımızda; sigortalı işyerinde hırsızlığın meydana geldiği, olaydan sonra aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan emniyet güçlerince tutulan olay yeri inceleme ve görgü tespit tutanakları ile belirlenmiştir. Davalı sigorta şirketi bu belirlemelere karşı eksper raporu ve özel araştırma şirketinin raporu ile davacı işyerine komşu olanların beyanlarını ibraz etmiştir. Mahkemece davacı şirket temsilcisinin hırsızlığından şüphelendiği şahıs hakkında açılan ceza davası yargılaması sırasında müşteki olarak verdiği beyan dikkate alınmak suretiyle hırsızlığın gerçek olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dosyada örneği bulunan İstanbul 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/857-2004/905 sayılı dosyasında davacı şirket temsilcisinin beyanı, sanık beyanı ile birlikte değerlendirildiğinde hazırlıktaki beyanı ile çelişkili olduğu ve ceza davasına konu olmayan çamaşır makinesi ve buzdolabı satışına ilişkin olarak taraflar arasında bir ilişkinin bulunduğu açıkça anlaşılmaktadır. Esasen ceza mahkemesinin kararında da sanık ile müşteki arasındaki ilişkinin çamaşır makinesi ve buzdolabı satışına ilişkin olduğu da kabul edilerek sanığın hırsızlık suçunu işlemediğinden bahisle beraat kararı verilmiştir. Bu durumda, davacının hırsızlık yaptığından şüphe duyduğu kişi hakkında suç duyurusunda bulunması ve bu şahsın suçtan beraat etmiş olması sigortalı işyerinde hırsızlığın olmadığı anlamına gelmeyeceği muhakkaktır. Açıklanan hususlar, davalı sigorta şirketinin yukarıda açıklanan ispat yükümlülüğünü yerine getirdiğini kabule yeterli değildir. O halde mahkemece, hırsızlık iddiasının gerçek olmadığı bu nedenle davacı şirketin sigorta tazminat alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru olmadığından, işin esasına girilerek tarafların delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy