(818 S. K. m. 49) (6762 S. K. m. 58) (556 S. KHK. m. 66, 68) (551 S. KHK. m. 142) (554 S. KHK. m. 54)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 26.07.2005 tarih ve 2003/784 - 2005/166 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile katılma yolu ile davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin uzun yıllardan beri çelik konstrüksiyon alanında faaliyet gösterdiğini, Royal Tent ibareli markayı 06.19 ve 22 nci sınıflarda kullanılmak üzere tescil ettirdiğini, gerek işçilik gerekse malzeme bakımından bir çok başarılı işlere imza attığını, haklı bir güven ve itibar kazandığını, davalının müvekkiline ait marka ile yaptığı işleri referans göstererek ve markayı kullanarak başarısız işler gerçekleştirdiğini, bu nedenle müvekkiline şikayetler geldiğini, piyasadaki itibarını zedelediğini, ayrıca davalının Royal Tent ibaresiyle unvanını sicile tescil ettirdiğini, daha sonra Royaltente olarak düzeltilip kullanmaya devam ettiğini, bunun marka tescilinden sonra olduğunu, unvanın yanında marka gibi de kullandığını, anılan hususların tespit ettirildiğini, zararının doğduğunu, bu zararın 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 66/c maddesi uyarınca belirlenmesinin gerektiğini ileri sürerek, davalının ticaret unvanında yer alan Royaltente ibaresinin iptaline, sicilden terkinine, 200.000.000.000.-TL maddi, 100.000.000.000.-TL itibarın zedelenmesi tazminatı ile 100.000.000.000.-TL manevi zararın tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinin aksine davacı markasının On Royal Tent ibaresinden oluştuğunu, müvekkilinin ticaret unvanını kullanarak faaliyet gösterdiğini, davacıdan daha büyük ölçekli firma bulunduğunu, tüm iddiaların yersiz olduğunu, müvekkili unvanının çelik direkli çadır işi yapan firmalarla karıştırılması nedeniyle unvanının Recon Çelik Ve Mebran Kon. A.Ş olarak değiştirildiğini, davacının markasının kullanılacağı emtialarla müvekkili faaliyet alanının farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davalının gerek tanıtım vasıtalarında gerekse internet sitesinde davacı adına kayıtlı markayı kullandığı, davacı adına kayıtlı On Royal Tent ibareli markanın her unsurunun ayrı ayrı ayırt edici karaktere sahip olduğu, davalının bu ibareye bir harf eklemesinin sonuca etkili olmadığı, davalının piyasada daha güçlü bir şirket olarak faaliyet gösterdiği, markanın itibarına zarar verici veya itibarını sarsıcı şekilde kullanımın kanıtlanmadığı, itibar ve manevi tazminatın koşullarının gerçekleşmediği, ticari durumlarına göre 15 milyar TL'nin maddi tazminat itibariyle yeterli bulunduğu, unvan terkinin davalı tarafından gerçekleştirildiği, bu bakımdan davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, unvan terkinine ilişkin istemin konusuz kalması nedeniyle reddine, davalının davacıya ait markayı tanıtım vasıtalarında kullanmasının ve markayı taşıyan ürünlerin ihraç ve ithal etmesinin men edilmesine, 15 milyar TL maddi tazminatın tahsiline, hüküm özetinin ilanına ve diğer istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, markaya tecavüzün önlenmesi, unvanın terkini, markaya tecavüz dolayısıyla maddi, manevi tazminat ile itibar zedelenmesi nedeniyle meydana gelen zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, tescilli markasına tecavüz edilmesi nedeniyle manevi tazminatın da hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalının Royaltente ibaresini marka gibi kullandığı, bu durumun davacının tescili markasına tecavüz teşkil ettiği dosya kapsamıyla sabittir. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 62 nci maddesinde marka hakkı tecavüze uğrayan marka sabinin diğer istemlerinin yanı sıra manevi tazminat da talep edebileceği düzenlenmiştir. Ancak, anılan Kanun Hükmünde Kararname'de manevi tazminata hangi koşullarda hükmedileceğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Bu istemin, genel hükümler arasında yer alan BK.nun 49 ve TTK.nun 58/1-e maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Davalı, tacir olup basiretli şekilde hareket etmek zorundadır. Ticari işlerinde daha dikkatli ve özenli davranmak durumundadır. Öte yandan, BK.nun 49 uncu maddesinde 3444 sayılı Yasa ile yapılan değişikle manevi tazminata karar verilmesi için artık kusurlu olma hali yeterli görülmüştür. Bu durum karşısında, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren davalı tacirin, ticaret unvanını nasıl kullanması gerektiğini bilebileceği, eylemleriyle davacı markasına tecavüz ettiği sabit olduğuna göre, uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-) Öte yandan, davacı vekili, davalının eylemlerinden müvekkili markasının itibarının da zedelendiğini ileri sürerek ayrıca tazminata karar verilmesini istemiştir. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 68 inci maddesinde marka hakkına tecavüz eden tarafından markanın kötü veya uygun olmayan bir şekilde kullanılması sonucunda, markanın itibarı helale uğrarsa, marka sahibinin, bu nedenle ayrıca bir tazminat isteyebileceği ifade edilmiştir. Maddi ve manevi tazminattan farklı olarak düzenlenen bu tür zarar istemine, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 142 ve 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 54 üncü maddelerinde de yer verilmiştir. Anılan tazminat, işletmeden ziyade doğrudan markanın itibarına yönelik meydana gelen zararın giderilmesi amacını gütmektedir. Bu tazminatın gündeme gelmesinde önemli olan husus, markanın itibarının zarar görmesidir. Ayrıca, dahil olduğu işletmenin itibarının zarar görmesi koşul değildir. Öncelikle bu tür tazminata hak kazanmak için markaya yapılmış bir tecavüzün bulunması gerekmektedir. Ancak, bu durum yeterli olmayıp, kötü ya da uygun olmayan şekilde kullanım unsuru da gerçekleşmelidir. Marka sahibi, bu iki hususu da ispat etmelidir. Tazminatın miktarı ise, markanın itibarının eski haline gelmesi için yapılan giderlere göre belirlenmelidir. Davacı vekili, davalının bir takım faaliyetlerinden bahsedip, markasını kötü ve ayıplı şekilde kullandığını, bu nedenle şikayetler aldığını iddia etmiştir. Bu durum karşısında, öncelikle davacı tarafın markanın itibarının zedelendiği iddiasına yönelik kanıtlarının tam anlamıyla toplanılması, itibar zararının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında ispat imkanı tanınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması da yanlış olmuştur.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 607.50 YTL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 22.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy