(2918 S. K. m. 109) (6762 S. K. m. 1301)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bandırma Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 31.05.2005 tarih ve 2004/224 - 2005/315 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İhsan A. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigorta vekilince TTK. nun 1301 inci maddesi hükmüne dayalı olarak, davalılar aleyhine açılan, rücu davası sonucunda, mahkemece davanın reddine ilişkin verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
17.01.1972 gün ve 1970/2 Esas 1972/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, bu tür rücu davalarında, sigortacının tabi olduğu zamanaşımının, sigorta ettirenin aynı zarar sorumlusu aleyhine açabileceği davanın zamanaşımına tabi ve aynı tarihte başlayacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla, sigortacı, sigorta ettiren bakımından işlemeye başlayan zamanaşımı süresinden geriye kalan süre içinde rücu davasını açmak durumundadır.
Somut olayda, mahkemece, 2918 sayılı KTK'nun da yayaların sorumluluğu ile ilgili bir düzenleme olmadığı ve eylemin haksız fiil olarak değerlendirilerek, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, 2918 sayılı Karayolları Kanunu'nda ve Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde karayolundan yararlanan araç sürücüleri, yayalar ve hayvan sürücülerinin hal ve hareketleri teknik ve objektif olarak tüm kapsamıyla belirlenip tanımlanmış ve objektif hukuk normu haline getirilmiştir. Anılan kanunda ve yönetmelikte düzenlenen bu kurallar kusurun belirlenmesinde önemli bir unsur olup, bunlara aykırı davranış, sorumluluk hukuku açısından kusurlu davranış olarak kabul edilir.
Bu durumda, sigorta ettiren ile zarar sorumlusu olan ölen yaya dolayısı ile mirasçılar arasındaki ilişki trafik olayına dayanmakta olup, olaya 2918 sayılı KTK. uygulanmalıdır. Anılan kanunun 109. maddesinde de zamanaşımı süresi 2 yıl olarak düzenlenmiş olduğundan, bu süre 05.06.2002 olan kaza tarihinden başlar ve 05.06.2004 tarihinde sona erer. Dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresi henüz dolmadığı halde, mahkemece, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy