(2577 S. K. m. 2) (4389 S. K. m. 1, 3, 10, 14, 15) (2709 S. K. m. 125) (1086 S. K. m. 9, 43)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 29.07.2005 tarih ve 2004/511 - 2005/681 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 03.04.2007 gününde davalı avukatı Taylan D. gelip, davacı vekili tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali O. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, müvekkillerinin, davalı tarafından elkonulan İmar Bankası A.Ş.nin Mersin Şubesi'nde bulunan off-shore tabir edilen hesaplarındaki paralarını, davacı Leman'ın 19.06.2003 tarihinde %44 faizli olarak 1 ay vadeli mevduat hesabına, diğer davacı Seyhan'ın da 03.07.2003 tarihinde %56 faizli 1 ay vadeli mevduat hesabına dönüştürdüklerini, mevduat hesabının 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 1, 3 ve 10 uncu maddeleri gereğince garanti kapsamında olmasına rağmen, bankaya elkoyma tarihinden geriye doğru 1 ay içinde off-shore hesabından dönüşlü hesap olduğundan bahisle ödeme yapılmadığını ileri sürerek, davacı Leman'ın 6.500.000.000.-TL.nın 19.06.2003 tarihinden itibaren %44, davacı Seyhan'ın ise 42.625.710.810.-TL.nın ise 03.07.2003 tarihinden itibaren %56 faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, HUMK. nun 43 üncü maddesinde düzenlenen ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olmadığından davaların ayrılması gerektiğini, davanın HUMK. nun 9 uncu maddesi gereğince FON merkezi olan İstanbul mahkemelerinin yetkisine girdiğini, 4389 sayılı Yasa'nın 15/1 inci maddesi gereğince fon tarafından sigorta altına alınacak mevduatların Bakanlar Kurulu kararı ile belirleneceğini, bu kapsamda davanın idari yargının görev alanına girdiğini ve husumetin de fon'a yöneltilemeyeceğini, davacıların hesaplarının off-shore dönüşlü olması nedeniyle fon'un ödemesi gereken mevduattan sayılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacıların parasının davalıca elkonulan bankanın Mersin Şubesi'nde açılmış olması nedeniyle yetki itirazının, davanın Bankalar Kanunu'na dayanılarak açıldığından görev itirazının, dava dışı bankaya elkonulmuş olması nedeniyle de husumet itirazının reddine, bilirkişi raporu içeriğine göre de, davacıların Kıbrıs'ta bulunan İmar Bankası off-shore hesaplarındaki işlemleri tamamlayarak nakitlerin İmar Bankası Mersin Şubesi'ne getirildiği ve burada şube kayıtlarına geçirildiği, davacılara 1 ay vadeli mevduat hesap cüzdanı verildiği, yapılan hesap kapatma ve mevduat hesabı açma işlemlerinin tamamen Bankacılık Yasası ve teamüllerine uygun olduğu, davalı her ne kadar 5021 sayılı Yasa'ya göre off-shore'den dönüşlü son 1 aylık hesaplara ödeme yapılamayacağını savunmuş ise de, Anayasa Mahkemesi'nin 04.05.2005 tarih 2004/4-25 sayılı kararı kapsamından kıyı bankacılığındaki hesaplardan aktarma suretiyle oluşturulan mevduatlar ile normal mevduatlar arasında fark görülmediği, muvazaalı işlemler dışında bu hesaplarında fon kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, İmar Bankası A.Ş.nin eski yöneticilerinin yargılandıkları ceza davasında da mahkum oldukları, buna göre davacıların mevduatının ödenmemesinde herhangi bir kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, T.İmar Bankası nezdindeki davacıya ait mevduatın, anılan Bankanın yönetimi ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilmesi nedeniyle geri dönmemesi sonucunda uğranılan zararın, davalı TMSF'den tazmini isteminden ibarettir.
18.06.1999 tarih ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 1 nci maddesinde, bu Kanun'un amacının, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak, mali piyasalarda güven ve istikrarı ve ekonomik kalkınmanın gereklerini de dikkate alarak kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere bankaların kuruluş, yönetim, çalışma, devir, birleşme, tasfiye ve denetlenmelerine ilişkin esasları düzenlemek olduğuna işaret edilmiş; 3/1 nci maddesi ile, bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatın, Kanunda gösterilen yetkiler çerçevesinde düzenlemeler de yapmak suretiyle uygulanmasını sağlamak, uygulamayı denetlemek ve sonuçlandırmak, tasarrufların güvence altına alınmasını temin etmek ve Kanun'la verilen diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) kurulmuş; aynı Kanun'un 15 inci maddesinin, 1 numaralı fıkrasında, bankalardaki tasarruf mevduatının kamu tüzelkişiliğini haiz Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği ve Fon'un, 14 üncü maddesi hükümlerine göre Kurum (BDDK) tarafından hisseleri ve/veya yönetim ve denetimi kendisine devredilen bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması ve üçüncü kişilere devri ve bu Kanun ile kendisine verilen diğer işleri de yapmakla görevli ve yetkili olduğu belirtilmiş; aynı maddenin 4 numaralı fıkrasında, Fon'un, Kurulca hazırlanacak Fon Yönetmeliği dahilinde Kurum (BDDK) tarafından idare ve temsil olunacağı hükme bağlanmıştır.
Anılan hükümlerden, Yasa'nın amacının gerçekleştirilebilmesi için idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzelkişiliğini haiz olarak kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)'nun, 14 üncü maddeye göre hisselerinin ve/veya yönetimi ve denetiminin devrine karar verdiği bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması gibi görev ve yetkilerini ayrı bir kamu tüzelkişiliğini haiz Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu eliyle yürüttüğü; bu Kanunda öngörülen idari faaliyetlere ilişkin olarak kamu gücüne dayanan, re'sen ve tek yanlı işlemler tesis ettiği anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 125 inci maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu karara bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Buna göre, kamu tüzelkişiliğini haiz Fon tarafından, kendisine devredilen bankaların mudileri hakkında kamu gücüne dayalı, re'sen ve tek yanlı olarak tesis edilen ve idari nitelik taşıyan işlemler nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların giderilmesi amacıyla Fon aleyhine açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, zararın doğumunda hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının idare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekmektedir.
Bu durumda, davanın 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesinde yer alan tam yargı davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu açıktır. Mahkemece, davalı TMSF hakkındaki dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir edilen 500,00 YTL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, davalı Hazine olduğundan harç alınmasına mahal olmadığına, 05.04.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy