(6762 S. K. m. 1301) (1086 S. K. m. 9, 21) (2918 S. K. m. 85, 110) (YHGK 25.12.2002 T. 2002/11-1105 E. 2002/1102 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 22.09.2005 tarih ve 2004/462-2005/292 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İhsan Akgül tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigorta vekilince TTK. nun 1301 inci maddesi hükmüne dayalı olarak, davalılar aleyhine açılan, rücu davası sonunda, mahkemece davalı Türkiye Genel Sigorta A.Ş. hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, dosyanın yetkili Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine ilişkin verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK. nun 9/2. maddesi hükmü uyarınca, davalı birden fazla ise, dava bunlardan birisinin ikametgahı mahkemesinde açılır. Şu kadar ki, kanunda dava sebebine göre, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme kabul edilmiş ise, davaya o mahkemede bakılır. Ancak, davanın sırf davalılardan birini kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı belirtiler veya başka delillerle anlaşılırsa, mahkeme onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.
Yine Aynı Yasa'nın 21. maddesinde ise, haksız bir fiilden kaynaklanan dava, o fiilin meydana geldiği mahal mahkemesinde açılabileceği düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinde ise, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceği hükmüne yer vermiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.12.2002 tarih ve 2002/11-1105 Esas, 200/1102 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, bu yasal düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; trafik kazası nedeniyle oluşan hasar nedeniyle sigortalısının zararını karşılayan kasko sigortacısının ödediği miktarı davalı işleten, sürücü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı şirketten rücuen tazminine yönelik davanın temeli, motorlu araç kazasından dolayı hukuki sorumluluğa dayanmaktadır.
TTK. nun 1301. maddesi hükmü gereğince kasko sigortacısı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve bu sebeple sigortalı mal sahibinin hak ve yetkilerine sahip olur. Bu halefiyet ilkesi gereğince, sigortalı zarar sorumlusuna karşı tazminat davasını hangi yer mahkemesinde açması gerekiyor ise, kasko sigortacısının da rücu davasını aynı yer mahkemesinde açması gerekir.
Davada, işleten ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısının yer aldığı durumlarda davanın hukuki dayanağı TTK. nun 1301. maddesi yanında, 2918 sayılı KTK.nun 85. vd. maddelerinde yazılı hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerdir (2918 s. K. m.85 ve 110).
Yukarıda açıklandığı üzere, ilke olarak bir davada, davalı sayısı birden fazla ise, dava bunlardan birisinin ikametgahı mahkemesinde açılabileceği gibi (HUMK. nun md. 9/2), aynı Kanun'un 21. maddesi uyarınca haksız fiilin vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir. Bunların yanında ve öncelikle 2918 sayılı KTK. nun 110. maddesi uyarınca, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, ihtiyari ve zorunlu sorumluluk sigortası yapan şirketler aleyhine de işleten ve sürücü ile birlikte açılması halinde, hem bu kanun, hem de HUMK.nun 9. maddesi uyarınca, bu davalılardan birinin ikametgahı mahkemesinde de açılabilir.
Somut olayda, HUMK. nun 9. maddesi uyarınca dava arkadaşlığı sebebiyle 2918 sayılı KTK.nun 110. maddesine uygun olarak zorunlu mali sorumluluk sigortacısının ikametgahının bulunduğu yetkili Beyoğlu mahkemesinde dava açılmış ise de, davacı şirket vekili davalı sigorta şirketi hakkındaki davasından ödeme nedeniyle feragat etmiştir. Ancak, davalı sigorta şirketinin ödemeyi davadan önce mi, yoksa sonra mı yaptığının tesbitini sağlayacak ödeme belgesi dosyada bulunmamaktadır. Davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin zamanı davacının amacını açıklamak bakımından önem kazanmaktadır. Ödeme tarihi dava tarihinden önce ise buna rağmen daha sonra ödeme nedeniyle bu davalı aleyhindeki davadan feragat eden davacının bu ödemeyi bildiği halde ödemeyi yapan davalı sigorta şirketini davalı göstermek suretiyle yetki itirazında bulunan diğer davalılar ikametgahları dışında bir mahkeme getirmek amacıyla davrandığının kabulü yerinde görülebilir. Ancak, davalı sigorta şirketi ödemeyi dava açıldıktan sonra yapmış ise başlangıçta borçlu olduğu iddiasıyla dava açılan bu davalının davadan sonra yaptığı ödeme nedeniyle aleyhindeki davadan davacının vazgeçilmesi karşısında sırf diğer davalıları kendi mahkemesinden başka bir mahkeme getirmek amacıyla davrandığı kabul edilemez. Bu durumda davalı sigorta şirketinin ödeme tarihinin araştırılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden iadesine, 29.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy