(2918 S. K. m.57)
Dava: Taraflar arasında görülen davada A. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 25.09.2003 tarih ve 2003/2-20031552 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. L. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının maliki ve işleteni bulunduğu ve müvekkili şirkete trafik sigorta poliçesi ile sigortalı olan aracın kusurlu olarak 3. şahıs araçlarına çarpması sonucunda müvekkilince hak sahiplerine teminat miktarı olan 2.400.000.000- TL.nin ödendiğini ileri sürerek, poliçe genel şartlarının 4/c Maddesi hükmünce bu meblağın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalının kazada 8/8 oranında kusurlu olduğu, davacı sigorta şirketince 2.400.000.000-TL. ödeme yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalı sürücünün davacı sigorta şirketine ZMSS poliçesi ile sigorta ettirdiği aracını, sürücü belgesiz olarak kullandığı iddiasına dayalı olup, 3ncü kişiye ödenen tazminatın bu poliçe genel şartlarının 4/c maddesi uyarınca rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekilince, dava, davalının sürücü belgesiz olduğu iddiasıyla açılmış, mahkemece, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu davalı sürücünün olayda 8/8 kusurlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş olup, davacı taraf gerekçe bakımından, yani sürücü belgesiz araç kullanımı iddiasıyla ilgili olarak kararı temyiz etmemiştir.
ZMSS Poliçe Genel Şartları'nın 4/a bendinde, rizikonun, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasdi bir eylemi veya ağır kusuru sonucu oluşması halinde sigortacının sigortalısına rücu edebileceği hüküm altına alınmıştır. Dairemiz'in yerleşik uygulamasına göre, ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olup, kast olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade etmekte olup, bu maddede de "tam kusur"dan değil, "kast" veya "ağır kusur"dan söz edilmektedir. Hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, davalı sürücünün 2918 sayılı KTK.nun 57. madde hükmüne aykırı şekilde kavşaklarda geçiş önceliğine uymaksızın tedbirsiz ve dikkatsiz araç kullanması kusur teşkil etse bile dava konusu olayın oluş şekline göre ağır kusur teşkil etmez. Bu itibarla, davalı sürücünün 8/8 kusurlu olması sigorta şirketinin aynı zamanda sigortalısı olan davalıya rücu etme hakkını vermez. Yukarıda açıklandığı üzere, davacı da gerekçesi bakımından hükmü temyiz etmediğinden ve bu açıdan da davalı yararına usuli müktesep hak oluştuğundan, mahkemece davanın reddine karar verilmek üzere kararın bozulmasına karar vermek gerektirmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy