(6762 S. K. m. 1281, 1282, 1292)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.10.2004 tarih ve 1996/859-2004/1011 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Abdullah Turgut tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait işyerinin işyeri sigorta poliçesi ile davalı şirkete sigortalı iken yapılan hırsızlık sonucu teminat miktarı üzerinde zarar oluştuğunu, talep etmelerine rağmen davalının ödeme yapmadığını ileri sürerek, poliçe teminat miktarı olan 3.000.000.000 TL.'nin temerrüt faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, çalındığı iddia edilen emtianın sigortalı mahalde olmayacağını, talep edilen zararın gerçeğe uygun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, davalı vekilinin 10.05.2000 tarihli celsedeki rapordaki miktarı kabul ediyoruz, ancak, bu miktarların hesabına esas alınan faturaların sahte olduğunu ve bu faturalara dayanılarak zarar hesabının yapılamayacağını, mahkeme aksi görüşte olduğu takdirde, bu oturumda sunduğum eksper raporundaki zarar miktarlarına bir diyeceğimiz yoktur şeklindeki beyanı çerçevesinde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, hırsızlık teminatını da kapsayan işyeri sigorta sözleşmesine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davalının sigorta teminatı altına aldığı işyerinde meydana geldiği iddia edilen hırsızlık nedeniyle oluşan zararın poliçe teminatı ile karşılanması istenilmektedir.
TTK. nun 1282 nci maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281 inci maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş seklinin Genel Şartlarda sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.
İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Genel Şartlar ve TTK. nun 1292/3 üncü maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçer.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya baktığımızda, sigortalı işyerinde hırsızlığın meydana geldiği olaydan sonra emniyet güçlerince tutulan olay yeri inceleme ve görgü tespit tutanakları ile belirlenmiştir. Dosyaya sunulan faturalar çerçevesinde davacının zararının teminat kapsamında olup olmadığı yolunda yeterli araştırma yapılmamıştır. Dosyadaki faturalardaki kayıtlardan fatura konusu malı taşıdığı iddia edilen araçlardan birisinin tanker, diğerinin otomobil olması, bu araçların maliklerinin beyanına göre taşıma eyleminin yapılamamış olması, faturalarda yazılı adreste değil de davacı yanın deposunda hırsızlık olayının meydana gelmiş olması hali hep birlikte değerlendirildiğinde, faturalarda yazılı teminat kapsamında olduğu iddia edilen malın, hırsızlık olayının olduğu yerde bulunmadığı sonucuna ulaşılması da mümkündür.
Bu durumda, mahkemece, dosyaya sunulan faturaları düzenleyen şirketlerin defter ve kayıtları üzerinde gerekli inceleme yapılarak, faturaları düzenleyen şirketlerin gerçekten var olup olmadıkları, var ise gerçekten teminat kapsamında olduğu iddia edilen malı davacı yana satıp satmadıkları, hususlarında duraksamaya yer vermeyecek şekilde gerekli inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Öte yandan, davalı vekilinin 10.05.2000 tarihli celsedeki beyanı, usulüne uygun bir kabul beyanı olmayıp, faturaların sahte olmadığının kabulü halinde malın bedeline ilişkindir. Davalı vekilinin bu beyanı davanın kabulü anlamına gelmez.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy