(6762 S. K. m. 1281) (1086 S. K. m. 284) (Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları A.5)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.09.2004 tarih ve 2004/26-2004/333 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı sigorta şirketine kasko sigortalı olan müvekkiline ait aracının bir kazada hasarlanmasına rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek, ihtarname gideri dahil toplam 17.027.259.000-TL.nin temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu kazanın alkolün etkisi ile meydana geldiğini, hasarın bu nedenle teminat kapsamı dışında kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi kurulu raporu doğrultunda, kazanın alkole bağlanamayacağı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 12.180.000.000-TL.nin temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, uyuşmazlık rizikonun alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır.
Dairemiz'in yerleşik uygulamasına göre, Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesi hükmü gereğince, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle, sürücünün münhasıran, alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Böyle bir nedenle, hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü de TTK.nun 1281 inci maddesi hükmü uyarınca, sigortacıya düşmektedir. Sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, trafik konularında uzman bir bilirkişinin de yer aldığı kurul tarafından, olayın salt alkol etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir.
İlkenin bu şekilde tespit edilmesinden sonra, somut olaya gelince, araç sürücüsünün kan muayenesi veya tespit edilmiş bir promil oranının bulunmamasına rağmen, fiziki muayenesinde, üzerinde ve nefesinde alkol kokusu tespit edilmiş olup, mahkemece, davaya konu tek taraflı kazanın salt alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediğini yeterince irdelemeyen, makine mühendisi, nörolog ve hukukçudan oluşan bilirkişi kurulunun olayın alkole bağlanamayacağı şeklindeki yüzeysel tespiti ile yetinilmek ve benimsenmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi cihetine gidilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, kazanın alkolün münhasır etkisi altında meydana gelip gelmediğini irdeleyen başka bilirkişi kurulundan rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, sonuçta yetersiz rapora itibar edilerek, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın, davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.02.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy