(6762 S. K. m. 56, 57) (556 S. KHK. m. 8, 9, 56, 57, 61, 76) (551 S. KHK. m. 136) (554 S. KHK. m. 48)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 19.11.2004 tarih ve 2003/109-2004/301 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Çakıroğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının, müvekkili tarafından 2002 yılında piyasaya sürülerek müşteri çevresine tanıtılan ve tescili için TPE'ne başvurduğu Alim 2000+Şekil ibareli markasıyla iltibas yaratacak şekilde Alim 2003 ve Alim Kur'an ibareli CD'leri satışa sunduğunu ileri sürerek müvekkili markasına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden davalı eylemlerinin 556 sayılı KHK'nin 61., 76. maddesi ve TTK.nun haksız rekabet hükümleri gereğince durdurulmasına, ürünlerin toplatılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacı markası henüz tescil edilmediğinden 556 sayılı KHK korumasından faydalanamayacağını, davacının adına tescili için başvurduğu markanın 1991 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde mukim ISL Software Corporation firması tarafından tescil edilmiş olduğunu, bu firmanın Türkiye temsilcisi olan müvekkilinin de marka başvurusunda bulunduğunu, davacıdan çok önce müvekkilinin bu marka ile Türkiye'de ürün pazarlaması yaptığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, davacının 03.01.2002 tarihli başvurusunun yargılama sırasında kesinleşerek tescil edildiği, davalının Alim ibareli 21.11.2002 tarihli başvurusundan bazı sınıflardaki hizmetlerin davacı itirazıyla çıkarıldığı, bu başvurunun henüz kesinleşmediği, davacının 2002 yılında piyasaya sürdüğü İslami Kaynaklar CD'sinde marka başvurusundaki ibareyi kullandığı, aynı yıl sonunda aynı ticari uğraşta bulunan davalı tarafından satışa arzedilen İslami Bilgiler CD-ROM'unda 2003 Alim Kur'an ibaresinin kullanıldığı, dava açıldığı tarihte davacının marka başvurusunun yayınlandığı ancak henüz kesinleşmediği, 556 sayılı KHK'nin 9/son maddesine göre davacının başvurusunun yayınlanmasından itibaren kesinleşerek tescilin yayınına kadar geçecek sürede 556 sayılı KHK'nin 61. maddesine dayalı tecavüzlere ilişkin olarak sadece tazminat davası açma hakkı olduğu, her ne kadar öğretide bu sürede hukuk ve ceza davalarının da açılabileceği görüşü mevcut ise de anılan maddenin açık olmaması nedeniyle bu yoruma katılmanın mümkün olmadığı, bu nedenle dava tarihindeki hukuki durum itibarıyla davacının 556 sayılı KHK dayalı tecavüzün önlenmesi ve ihtiyati tedbir istemlerinin reddi gerektiği, ibraz edilen Nisan 2000 tarihli dergiyle davalının Alim ibareli CD-ROM'un satış ve dağıtımını yaptığının anlaşıldığı, bu ürünler piyasaya arz edilmemiş olsa da reklam yoluyla piyasaya satışının teklif edilmesinin de ticari faaliyet sayılacağı, dolayısıyla davalının davacıdan daha önce bu ibareyi kullandığının anlaşıldığı, davalı tarafından piyasaya çıkarılan 2003 Alim Kur'an adlı CD-ROM'unun yazılış ve düzenlenişi itibarıyla davacının Alim 2000+Şekil ibareli CD'siyle iltibas yaratmayacak şekilde piyasaya sunulduğu, bu nedenlerle davalının eylemlerinin TTK.nun 56 ve 57. maddeleri gereğince haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, marka tescil başvurusunun başvuru sahibine işareti marka olarak kullanma ve koruma hakkı vermemesine (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, Üçüncü Bası, S.359), 1/95 sayılı Türkiye - AB Ortaklık Konseyi kararı uyarınca kabul edilen ve 556 sayılı KHK'nin kaynağını oluşturan 40/94 sayılı Topluluk Marka Tüzüğü'nün 9/son fıkrasında aynı hükmün Markanın sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayın tarihi itibariyle hüküm ifade eder. Marka tescil başvurusunun ilanından sonra ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklar için; tescilin ilanından sonra yasaklanabilecek fiiller nedeniyle tazminat talep edilebilir. Mahkemece, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar verilmeyebilir şeklinde düzenlenmesine, 556 sayılı KHK'nin 9/son fıkrası hükmünün de marka tescil başvurusunun yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescili ilan edilmiş olsaydı yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle tazminat istenebilir şeklinde anlaşılması gerekmesine, aynı fıkra hükmünde başvurunun yayımlanmasından sonra meydana gelen tecavüz nedeniyle sadece tazminat talebinden söz edilmiş olduğundan, marka sahibinin tescilin yayımlanmasından önce diğer talep haklarını düzenleyen KHK hükümlerinden yararlanma olanağının bulunmamasına, bu halde marka sahibinin TTK.nun haksız rekabetle ilgili hükümlere dayanabileceğine (Sabih Arkan, Marka Hukuku, Cilt I, S.127-128), nitekim 551 sayılı KHK'nin 136/son ve 554 sayılı KHK'nin 48/2. fıkralarında açık olarak patent, faydalı model ve endüstriyel tasarım başvurusunun ilanından sonra başvuru sahibinin vaki tecavüzlerden dolayı hukuk ve ceza davası açmaya yetkili olduğu hüküm altına alınmasına karşın aynı hususa 556 sayılı KHK'nde yer verilmeyerek bu hakkın münhasıran tazminat davası açılması ile sınırlandırılmasına ve uyuşmazlık konusu işaret üzerindeki öncelik hakkına ilişkin olarak da, mahkemece 556 sayılı KHK'nin 8/3. maddesi hükmünün değil TTK.nun haksız rekabete ilişkin 56. vd. maddelerinin değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1.00 YTL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 24.03.2006 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
556 Sayılı KHK.nin 9/son maddesi markanın sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayın tarihi itibariyle hüküm ifade eder. Markanın tescili için yapılacak başvurunun yayınlanmasından sonra doğabilecek durumlarla ilgili olarak tazminat talebi yapılabilir. Ancak başvurunun yayını ile doğan haklar, tescilin yayınıyla birlikte tescilli markadan doğan hakların kapsamı içinde değerlendirilir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayınlanmasından önce karar veremez. hükmünü haizdir. Madde metninden ilk bakışta başvuru sahibinin tescilin yayınına kadar olan süreç içerisinde sadece tazminat davası açabileceği şeklinde bir izlenim doğmakta ise de maddenin tüm hükümleri ve KHK.nin bu hususta hükümler içeren diğer maddeleri birlikte nazara alınıp, KHK.nin amacına uygun yorum yapıldığında mehazı aynen almayan Yasa koyucunun başvuru sahibine tazminat davası dışında marka sahibinin haiz olduğu tüm hakları verdiği sonucuna varılmaktadır. Zira her şeyden önce maddenin Ancak başvurunun yayını ile doğan haklar, tescilin yayınıyla birlikte tescilli markadan doğan hakların kapsamı içinde değerlendirilir. cümlesinde haklar ibaresine yer verilmesi başvuru sahibine birden fazla hak verildiği sonucuna götürdüğü gibi, devam eden cümledeki iddiaların ibaresi de başvuru sahibine tazminat dışında başka hakların da verildiğini göstermektedir. Öte yandan sadece tazminat davası açma hakkı tanınması düşünüldüğünde "Ancak" la başlayan cümlenin maddeye yazılmasının hiçbir anlamı olamaz. Kaldı ki, mehaz metninde tazminat davasında tescilin yayımından önce karar verilmeyebileceğinden söz edildiği halde KHK.nin 9/son maddesinin son cümlesinden karar için mutlaka tescilin yayınının beklenmesi gerektiğine işaret olunmaktadır. Bu arada, hemen belirlenmesi gereken bir hususta kabul edilen metnin mehazından farklı olduğu hususudur.
Öte yandan, KHK.nin 61/A maddesinin son fıkrasının Bu kapsamındaki suçlarla ilgili şikayet acele işlerden sayılır. MARKA HAKKI BAŞVURUSU veya marka korumasından doğan haklara tecavüz dolayısıyla üretilmesi cezayı gerektiren
.. şeklindeki hüküm de yasa koyucunun KHK ile marka başvuru sahibine de tescille sonuçlanmak ve bundan sonra karara bağlanmak kaydıyla tüm hukuk ve ceza davalarını açma hakkı verdiğini göstermektedir. Zira yasa koyucu KHK ile başvuru sahibine sadece tazminat davası açma imkanı verseydi KHK'ye yürürlüğünden sonra böyle bir ekleme yapma yoluna gitmezdi.
Diğer taraftan, KHK.nin 40 ncı maddesinde tescilli markanın koruma süresinin başvuru tarihinden itibaren 10 yıl olacağına ilişkin hükmü de bu kabulü doğrulamaktadır. Görüldüğü üzere 10 yıllık koruma süresi başvuru tarihinden başlanmaktadır. Tescilin yayınının 2 yıl sürmesi halinde tam haklar bakımından bu süre fiilen 8 yıla inmektedir ki bunun da hukuken kabulü mümkün değildir.
Diğer taraftan bu kabulün aksine yorum yapabilmenin haklı bir gerekçesi de mevcut değildir. Tazminat davası açabilen başvuru sahibi neden diğer davaları açamayacaktır? Nitekim öğreti de başvuru sahibinin tescille sonuçlanması kaydıyla marka sahibinin açabileceği tüm davaları açma hakkını haiz olduğu kabul edilmektedir. (Bkz. Prof. Dr. Ü. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s. 360 vd., Prof. Dr. H. Yasaman Marka Hukuku, Cilt 1., s. 495, Dr. H.Karan/M.Kılıç, Markaların Korunması 556 sayılı Şehri ve ilgili mevzuat, Ankara, 2004, s. 259). Bu itibarla, davanın reddine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy