(2004 S. K. m. 257, 259) (818 S. K. m. 49)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Tarsus Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.09.2004 tarih ve 1999/592-2004/576 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 25.04.2006 gününde davalı avukatı Emine Özcan gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı bankanın müvekkili aleyhine Tarsus 2.İcra Müdürlüğü'nün 1998/617 E. sayılı dosyasıyla imzası müvekkiline ait olmayan bir çekten dolayı, imzanın davacıya ait olmadığını bile, bile icra takibine girişip, aldığı ihtiyati haciz kararı ile müvekkiline ait menkul ve gayrimenkuller ile araçların haczedildiğini, davacının çiftlik sahibi olup söz konusu çiftlikte büyük baş hayvan yetiştiriciliği, üzüm, kayısı ile sair meyve yetiştiriciliği yaptığını, tatbik edilen hacizler nedeniyle müvekkilinin her yıl Ziraat Bankası'ndan aldığı büyükbaş hayvan kredisini alamadığı, bu nedenle ahırların boş kaldığı, almayı düşündüğü hayvanlar için satın almış bulunduğu yemleri de satamadığı için çürüdüğünü, her yıl yaklaşık 2000 ton üzüm üretirken, her yıl veresiye satın alıp hasılat sonucu ödediği ilaç vs. üretim giderlerini temin edememesi nedeniyle üretiminin 500 tonda kaldığını, piyasadaki itibarını kaybeden müvekkilinin üzerinde haciz bulunan aracını da piyasa değerinin yarı bedeline satmak zorunda kaldığını, müvekkilinin iş düzeni bozularak, büyük maddi-manevi yıkıma uğradığını belirterek, (60.000.000.000)TL maddi ve manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Hıdıroğlu Bağcılık Ltd. Şti.'nin kredi borcu için şirket ortaklarından Kubilay Hıdıroğlu cirosuyla davacı imzasını taşıyan çekin, borcun ödenmesi amacıyla bankaya verildiğini, çekin karşılıksız çıkması üzerine icra takibine girişildiğini, bankanın çeki ciro yoluyla elde etmiş olması karşısında çek altındaki imzanın davacıya ait olup, olmadığını bilmesine imkan olmadığını, çek için haklı olarak icra takibine geçilmesinden sonra davacının Yasa'nın kendisine tanıdığı ödemeden men yasağı, çek iptali, istirdat davası gibi haklarını bilerek ve isteyerek kullanmadığını, davacının çek defterindeki bir çek yaprağının zayi olduğunun farkında olması ve gerekli yasal prosedürü uygulaması gerekirken, uygulamadığı, davanın iddia ettiği zararlarının da doğmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporlarına nazaran, davalı bankanın usulüne aykırı olarak çek defterini davacının oğlu ve çek taahhütnamesi kefili Kubilay Hıdıroğlu'na yazılı bir talimat olmadan teslim ettiği, ancak, davacının aynı çek karnesinden başka çek yapraklarını kullandığı, sadece dava konusu çeke itiraz ettiği, bu bağlamda davacının çek karnesinin kendisine teslim edilmediğini ileri sürmesinin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı, davalının bedelsiz kalan çekten dolayı takipte bulunmasının en doğal hakkı olup, takiplerin kötü niyetli yapılmadığı, davacının zararını da kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davalının ihtiyati haciz yolu ile davacı aleyhine yaptığı takibin haklı bir nedene dayanmadığı Tarsus icra Tetkik Mercii Hakimliği'nin 19.02.1999 gün ve 1998/102 E, 1999/34 K. sayılı kararı ile gerçekleşmiştir.
İİK. nun 257. maddesi ile, alacaklının hangi durumlarda ihtiyati haciz isteyebileceği düzenlenmiştir. Anılan Yasanın 259/1. maddesi uyarınca ihtiyati haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan sorumludur. Haksız olarak ihtiyati haciz koydurmuş olan alacaklının sorumluluğunun kusura dayanmadığı konusunda gerek uygulamada ve gerekse öğretide görüş birliği vardır. Bu itibarla ihtiyati hacizde haksız çıkmış olan kişinin sorumlu tutulabilmesi için kötü niyetli olmasına ve kusurlu bulunmasına gerek yoktur. Somut olayda davalı ciro yoluyla hamil durumuna girmiş olsa dahi, bu çeke dayalı olarak başvurduğu ihtiyati haciz işleminde haksız çıktığına göre, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacının uğradığı zararları ödemekle yükümlüdür. Bu durumda, mahkemece, davacının maddi zararına yönelik iddialarının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususta yeterli inceleme yapılmaksızın, davacı zarar kalemlerini yarı, ayrı karşılayıp, değerlendirmeyen yetersiz bilirkişi raporlarına istinaden hüküm tesisi doğru görülmediği gibi, davacının manevi tazminat isteminin BK.nun 49. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, gerekçesiz biçimde bu istemin dahi reddine karar verilmiş olması doğru olmamış ve kararın açıklanan nedenlerle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.04.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy