(2709 S. K. m. 141) (6762 S. K. m. 1301) (1086 S. K. m. 376, 381, 388, 389)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Şişli Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 21.09.2004 tarih ve 2003/819-2004/617 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Abdullah Turgut tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigorta vekilinin, TTK.nun 1301 inci maddesi hükmüne dayalı olarak davalı aleyhine açtığı rücu davası sonucunda, mahkemece, davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Tarafların tüm delilleri toplanıp, incelendikten ve HUMK.nun 376 ncı maddesi göre, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Yasanın 388 nci maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389 uncu maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada Yasanın 381/son fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389 uncu maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141 inci maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yüklenmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Somut olayda, yargılama sonunda tefhim edilen kısa kararda Bilirkişi raporu esas alınarak 1.325.000.000 TL. asıl alacak 39.205.464 TL. işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.364.205.464 TL. için davalı aleyhine yapılan takibe vaki itirazın iptaline bu meblağ üzerinden takibin devamına, fazla isteklerin reddine şeklinde karar verilmiş ise de gerekçeli kararın hüküm bölümünde sübut bulan davanın kısmen kabulüne, bilirkişi raporu esas alınarak 1.325.000.000 TL. asıl alacak 39.205.464 TL. işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.364.205.464 TL. için Şişli 5 nci İcra Müdürlüğünün 2002/10401 sayılı dosyası ile davalı aleyhine yapılan takibe vaki itirazın iptaline bu meblağ üzerinden takibin devamına, fazla isteklerin reddine, 600.000.999 TL. tazminatın davalıdan değişen oranlardaki kanuni faizi ile birlikte şeklinde yazılmak suretiyle farklılık oluşturulması doğru olmamıştır. Bu itibarla, 10.04.1992 gün ve 1992/7 esas, 1992/4 karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, mahkemece, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelemesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, hükmün BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy