(1086 S. K. m. 284) (Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları B. 3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Samsun Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.12.2004 tarih ve 2003/537-2004/1030 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı nezdinde kasko sigorta poliçesiyle sigortalı olduğunu, teminat kapsamında hasarlanmasına rağmen sigorta tazminatını ödemediğini ileri sürerek, 16.000.000.000 TL nın kaza tarihi olan 01.09.2002 tarihinden işleyecek ticari kredi faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yetki ve iş bölümü itirazında bulunarak, sigortalı aracın alkollü ve ehliyetsiz sürücü tarafından kullanıldığını, rizikonun teminat dışı olduğunu, tazminatın fahiş bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, ceza dolayısıyla sigortalı aracı dava dışı Hasan Kolbaşı'nın kullandığının sabit bulunduğu, gerçek zararın 14.309.049.324.TL olduğu, değer kaybının teminat dışı bulunduğu, hasarlı aracın sovtaj değerinin düşüldükten sonra davalının sorumlu olduğu miktarın belirlendiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 8.309.049.323 TL nin 17.12.2002 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
1- Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi kendi içerisinde de çelişkiler içermektedir. Davalı nezdinde kasko sigorta poliçesiyle sigortalı davacıya ait aracın, 01.09.2002 tarihinde meydana gelen kaza sonucu hasarlandığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki çekişme, sigorta tazminatının miktarı noktasında toplanmaktadır. Davacı tarafından yaptırılan tespit sonucu düzenlenen ve davalı tarafından itiraza uğrayan bilirkişi raporunda sigortalı aracın pert olduğu açıklanmıştır. Ayrıca, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile ekspertiz raporunda da aracın tam hasarlı olduğu vurgulanmıştır. Bu duruma rağmen, mahkemece, aracın tamir kabul edeceği benimsenip, tamiri için gerekli yenileme bedelinin gerçek zarar olduğu açıklanarak, daha sonra bu miktardan aracın tam hasar nedeniyle belirlenen sovtaj değeri düşülerek tazminata hükmedilmiştir. Ancak, bu şekilde zarar tespiti kendi içerisinde çelişkili olduğu gibi dosya kapsamına da uygun değildir. Bu durum karşısında, aracın tamamen hasarlandığı kabul edilip, sigorta poliçesinin özel ve genel koşulları da dikkate alınıp, gerektiğinde bilirkişiden ek rapor alınarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak davalının ödemekle sorumlu olduğu tazminatın tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
2- Ayrıca, Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın B.3.1 nci maddesine göre sigortacı, hasar miktarına ilişkin belgelerin kendisine verilmesinden itibaren en geç 15 gün içinde gerekli incelemeleri tamamlayıp, hasar ve tazminat miktarını tespit edip sigortalıya bildirmek zorundadır. Dolayısıyla, sigortalı araçtaki hasarın belirlenmesi bir incelemeyi gerektirmektedir. Bu durum karşısında, davalı sigorta şirketinin en erken ekspertiz raporu düzenleme tarihinde gerçek zararı öğrendiği, tazmin yükümlülüğü bulunduğu ve bu tarih itibariyle temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Somut olayda davacı 18.11.2002 tarihli ihtarnameyle davalı tarafa bildirimde bulunarak, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde sigorta tazminatının ödenmesini istemiştir. Mahkemenin de kabul ettiği üzere, atıfet mehli niteliğindeki bu ihtarname 25.11.2002 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, tebliğ tarihinin, noterin tasdik tarihi olarak algılanması ve buna göre temerrüt tarihinin belirlenmesi de yanlış olmuştur.
3- Öte yandan, dava, TTK. nun da düzenlenen ticari iş mahiyetindeki sigorta sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı vekili, açıkça hüküm altına alınan sigorta tazminatının ticari faiziyle tahsiline karar verilmesine istemiştir. Bu sebeple, ticari işlerde uygulanması gerekli kısa vadeli kredilere uygulanan değişen oranlarda avans faizine hükmedilmemesi de doğru görülmemiştir.
4- Diğer taraftan vekili, dava açılmadan önce tespit yaptırıldığını bildirerek, yargılama giderleri arasında tespit giderlerinin de hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Ancak, bu talep hakkında olumlu ya da olumsuz karar verilmemesi de doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1, 2, 3 ve 4 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy