(6762 S. K. m. 58) (818 S. K. m. 42) (556 S. KHK. m. 66, 71)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 21.12.2004 tarih ve 2001/552 - 2004/574 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının müvekkili şirketin bayisi olmadığı halde, piyasadan AYGAZ markaları tüpleri toplayıp, doldurarak haksız kazanç elde ettiğini, markanın şöhretinden yararlandığını, haksız rekabette bulunduğunu ileri sürerek, davalı eylemin haksız rekabet olduğunu tespitini ve önlenmesini, 10.000.000.000 lira maddi ve manevi tazminatın tahsilini, tüplerin toplatılmasını, satışının önlenmesini imha edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına, toplanan kanıtlara ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, diğer istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekilleri temyiz etmiştir.
1- Tarafların iddia ve savunması dikkate alındığında, uyuşmazlığa 556 sayılı KHK. nin hükümlerinin de uygulanması gerekmekte olup, mahkemece de böyle yapılmıştır.
Temyize konu karardan önce 556 sayılı KHK. nin, 22.6.2004 tarih ve 5194 sayılı Yasa ile değiştirilen 71 inci maddesi hükmüne göre, bu Kanun Hükmünde Kararnamede öngörülen davalarda görevli mahkemenin ihtisas mahkemeleri olduğu, bu mahkemelerin tek hakimli olarak görev yapacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca, bu mahkemelerden hangilerinin ihtisas mahkemeleri olarak görevlendirileceğini ve bu mahkemelerin yargı çevresini Adalet Bakanlığı'nın teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun belirleyeceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye uygun olarak, mahkemenin kararından önce, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun, 16.09.2004 tarih ve 396 sayılı kararı ve daha sonra alınan ve halen yürürlükte olan 24.3.2005 tarih ve 188 sayılı kararı ile anılan Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin davalar bakımından, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi kurulmayan yerlerde, Asliye Ticaret Mahkemesi kurulmuş olup olmamasına bakılmaksızın, bir ya da iki asliye hukuk mahkemesi olan yerlerde bir numaralı asliye hukuk mahkemesi, ikiden fazla asliye hukuk mahkemesi olan yerlerde 3 numaralı asliye hukuk mahkemesi görevlendirilmiş, bu mahkemelerin yargı çevresinin adli yargı adalet komisyonlarının merkez ve mülhakatları olan ilçeleri kapsadığı da belirtilmiştir.
Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenmiş olup, görev kuralları, kamu düzenine ilişkindir ve temyiz dahil, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınır. İhtisas Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, görev ilişkisidir.
Bu durumda, davanın açıldığı Denizli üç numaralı asliye hukuk mahkemesince, karardan önce yürürlüğe giren göreve ilişkin açıklanan son düzenleme gereğince, davaya Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekir ise de, uyuşmazlığa 556 sayılı KHK. nin hükümlerinin de uygulanması karşısında, bu yanlışlık sonuca etkili bulunmamıştır.
Bu açıklamalara ve hüküm yerindeki diğer gerekçelere göre, davalı vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin diğer temyizlerine gelince; Dava, haksız rekabetin önlenmesi, tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Dava dilekçesindeki anlatıma göre, davacı marka hakkına ve hukuki sebepler bölümünde, açıkça 556 sayılı KHK. hükümlerine dayanmış olup, davalının haksız kazancına ilişkin maddi zarar isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu istem ile davacının, 556 sayılı KHK'nin 66/2-b bendine ve TTK. nun 58/1-son cümlesine dayandığının kabulü gerekir. Hükme esas bilirkişi raporunda, bayiden alış fiyatı ile perakende satış fiyatı arası fark üzerinden olmak üzere, başlangıcı ve sonu belirtilmeden, varsayım ile bir yıllık süre içerisinde davacının bu boş tüpleri doldurtup tekrar piyasaya sunma olanağını kaybettiği olgusuna dayalı olarak kar kaybı hesabı yapılmıştır. Oysa 12.06.2001 tarihinde tüplerin infaz tutanağı ile yediemine teslim edildiği, dolayısıyla, davalının bu tarihte tüpler üzerindeki tasarrufunun kalktığı dosya kapsamı ile sabit ise de, davalının tasarrufa başladığı ve haksız kazanç elde etmeye başladığı haksız eylem tarihinin tespiti üzerinde de durulmalıdır. Öte yandan, davalının haksız rekabeti nedeni ile elde ettiği gelirin tespitinde yaptığı giderlerin dikkate alınması, giderler düşüldükten sonra kalan miktarın davalının davacı zararına haksız olarak elde ettiği menfaat olarak kabulü gerekirken, giderler düşülmeden yapılan hesaplama sonucu davalının elde etmediği menfaatin de davacı zararı olarak hesabı doğru görülmemiştir. Diğer yandan, davalı tarafından tüketicilerden toplanan anılan tüplerin, davacıya ait ve depozito bedeli karşılığında tüketicilere verilen tüpler olup olmadığı, şayet böyle ise, bu tüpler nedeniyle maddi tazminat miktarı hesabı yapılırken, davacıya ödenen depozito bedellerinin de zarar miktarına katılmaması gerekir. Diğer anlatımla, hüküm altına alınması gereken kar, net kar olmalıdır. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna, mümeyyiz davalı vekili, 12 aylık süre yönünden itiraz etmiş ise de, ek rapor alınmamış ve açıklanan esaslara uymayan bu rapora itibar edilmiştir.
O halde, mahkemece, davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik ciddi itirazları ve yukarıda açıklanan hususlar da gözetilerek ve davalının ticari defterleri de inceletilerek, maddi tazminatın tespiti noktasında ek rapor alınması veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması, sonucuna göre bir karar verilmesi, bu yolla dahi gerçek zararın miktarı kesin olarak saptanamaz ise, BK.nun 42 nci madde son cümle hükmü uyarınca mahkemece, uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.04.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy