(6762 S. K. m. 1281) (1086 S. K. m. 281, 284)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 14.12.2004 tarih ve 2004/389-2004/528 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının müvekkiline ZMSS poliçesi ile sigorta ettirdiği aracını alkollü halde kullanıldığı sırada ve tam kusurlu olarak 3 üncü kişi aracına verdiği 1.779.000.000 lira hasar bedelinin, müvekkilince ödendiğini, Genel Şartların 4/d maddesine göre rücu hakkı doğduğunu ileri sürerek, şimdilik 500.000.000 liranın, ıslah dilekçesi ile toplam 1.779.000.000 liranın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, alkolün etkisiyle ve tam kusur ile davalının kazaya neden olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, ZMSS. poliçesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Dava dilekçesinde tam kusurdan da söz edilmiş ise de, aracını davacı şirkete ZMSS. poliçesi ile sigorta ettiren davalının, ağır kusur ile ilgili Genel Şartların 4/a bendi hükmünü değil, alkollü araç kullanmaya ilişkin 4/d bendi hükmünü ihlal ettiği açıkça iddia edilmiş, mahkemece de sadece bu madde hükmü tartışılmış, hükmü gerekçe yönünden davacı temyiz de etmemiştir.
Genel şartların 4/d maddesinde, herhangi bir sınırdan söz edilmeksizin sigortalının veya sürücüsünün alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından dolayı olayın meydana gelmiş olması halinde sigortacının sigortalısına rücu edebileceği öngörülmüştür. Dairemiz'in yerleşik uygulaması uyarınca; sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Böyle bir nedenle, hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü de TTK. nun 1281 inci madde hükmü uyarınca, sigortacıya düşmektedir. Sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece, nöroloji uzmanı ve trafik uzmanı bir bilirkişinin de içinde bulunduğu bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, olayın meydana geliş şekli itibariyle kazanın, münhasıran sürücünün aldığı alkolün etkisinden ileri gelip gelmediği tespit ettirilmek ve sonucuna göre karar verilmek gerekmektedir.
Somut olayda, trafik ve sigortacı bilirkişinin birlikte düzenlediği bilirkişi raporundan sonra seçilen ve raporu hükme esas alınan nörolog doktoru bilirkişi, olayın oluş şeklini bu raporda tartışmadığı gibi, sadece yasal sınır üzerinde alınan alkolün olaya etki ettiğinin tespitiyle yetinmiş, olayın sadece ve tek başına alkolün etkisiyle oluştuğunu kesin olarak ortaya koymamış, asli kusurdan yola çıkarak, muhtemelen alkolün olaya etki ettiği şeklinde görüş bildirmiştir.
Öte yandan, HUMK. nun 281. maddesi hükmüne göre, mahkemece birlikte atanan bilirkişi kurulu üyeleri, konuyu aralarında görüştükten sonra sonuca varıp raporu birlikte düzenlemeleri, muhalefette kalan bilirkişilerin ise, kendi görüşünü ya ortaklaşa düzenlenen raporun altına ya da ayrı ek bir rapor halinde belirtmesi gerekir. Somut olayda, bilirkişiler beraber seçilmelerine karşın, tamamı bir araya gelerek görüşmemiş ve nörolog doktoru bilirkişi ayrı rapor düzenlemiş olup, buna göre yasanın bilirkişi kurulundan rapor alınmasında güttüğü amaç yerine getirilmemiştir. (Bkz: B.Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara, 1980, s.1893, YHGK.nun 3.3.1971 gün ve 4/208-118 sayılı ve Dairemizin 2003/12933 E.-2004/11188 K. sayılı kararları)
O halde, mahkemece, sürücünün aldığı alkolün kazaya muhtemelen etki ettiğine ilişkin tespitin tek başına uyuşmazlığın çözümüne yetmeyeceği gözetilerek, alkolün münhasır etkisi altında kazanın olup olmadığı üzerinde durulması, birlikte düzenlenen ek rapor yada yeni bir rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, ayrı alınan ve de yetersiz olan rapora da itibar edilerek, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.04.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy