(818 S. K. m. 51, 55, 355)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Fatih Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 16.12.2004 tarih ve 2004/101-2004/367 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının yaptırdığı kanal çalışması sırasında, müvekkili şirkete yangın sigorta poliçesi ile sigortalı işyerine, pis su sızması sonucu oluşan 10.924.000.000 lira zarar bedelinin müvekkilince sigortalısına ödendiğini ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, öncelikle husumet itirazında bulunmuştur.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, yüklenicinin ihale makamının emir ve direktifleri altında çalışmaması nedeniyle, ihale makamının BK.nun 55 inci maddesi uyarınca sorumlu tutulamayacağı, davanın yükleniciye açılması gerektiği, bu ilke uyarınca davacının davasının pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, yangın sigorta poliçesine dayalı rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle, davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmiştir. Oysa, davalı ile dava dışı şirket arasındaki eser sözleşmesinin 15 inci ve 16 ncı madde hükümleri, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü'ne işin yapımı sırasında bu şirketi denetleme, kontrol ve gözetim yetkisi vermekte olup, sözleşmenin niteliği itibariyle işin, başından sonuna kadar salt yüklenici olan şirketin kontrolüne bırakılmadığı, sözleşmenin anahtar teslimi şeklinde olmadığı, davalı iş sahibinin kontrol ve sorumluluğunun da devam ettiği anlaşıldığından, bu nedenle davalılardan iş sahibi İSKİ Genel Müdürlüğü'ne BK.nun 55 inci madde hükmünden doğan sorumluluğu nedeniyle, bu davada husumet düşeceğinin kabulü gerekir. Aynı sözleşmede davalının var olduğunu savunduğu hüküm, davalının denetim ve gözetim yetkisinin bulunup bulunmadığının tespitine yarayacak bir hüküm değil, sözleşmenin taraflarına yönelik olarak iç ilişkiye ilişkin bir düzenleme olup, asıl zarar gören 3 üncü kişi ve sigorta ettiren konumundaki selefi, dolayısıyla davacı halefi bağlayıcı bir hüküm değildir. Davalının üçüncü kişilere verilecek zararlardan BK.nun 55 inci madde hükmü uyarınca kusursuz ve dava dışı şirket ile aynı Kanunun 51/2 nci maddesi uyarınca müteselsil sorumluluğu bulunmakta olup, davalının bu şirkete rücu hakkı da esasen mevcuttur. Artık, bu durumda, BK.nun 355 inci vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinin özelliğinden bahisle, yüklenici şirketin, iş sahibi davalıdan bağımsız olarak iş yürüttüğü ve bu sırada zarar verdiği, dolayısıyla zarardan tek başına sorumlu olduğu şeklinde bir sonuca somut olayda varılmamalıdır. Bu itibarla, mahkemenin aksi yöndeki ve sadece ilkeye temas eden, somut olayın değerlendirilmesini içermeyen yazılı gerekçesi isabetli değildir.
Bu durumda, mahkemece, davalı vekilinin husumet itirazının reddi ile işin esasına girilmesi, yanıt dilekçesinde esasa ilişkin yapılan savunmanın da değerlendirilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın yazılı gerekçelerle, husumet yönünden reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.04.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy