(6762 S. K. m. 74)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 16.02.2005 gün ve 2003/172-2005/28 s. kararın Yargıtay'ca tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A. D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve bütün belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, davalı şirketin kurucu ortaklarından olan müvekkilinin 11.09.2002 gününde sahip olduğu %25 hissesinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrıldığını, davalı şirketin zaman zaman nakit ihtiyacını ortaklarından borç almak suretiyle kapattığını, ortaklardan yapılan tahsilat ve ortaklara yapılan ödemelerin ortaklara ilişkin cari hesaptan takip edildiğini, davalı şirketin bu borçlar için Akbank A.Ş.'nin senet mukabili kredi hesaplarına uyguladığı oranda faiz ödediğini, müvekkilinin de davalıdan bu biçimde verdiği ödünçten kaynaklanan kişisel alacağının bulunduğunu ileri sürerek, (38.890.506.938) TL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 11.09.2002 günlü hisse devir sözleşmesinden ayrı olarak davacı ile müvekkili şirketin sair iki ortağı arasında imzalanan 09.09.2002 günlü ve davacının şahsi alacaklarının da tasfiyesini içeren bir mutabakat belgesi bulunduğunu, bu belgede belirtilen bütün borcun ödendiğini, davacı adına işlem gören hesabında kendi şahsi hesabı olmayıp gerçek kişi sair ortaklar adına müşterek kullanılan bir hesap olduğunu, davacının şirketi yönetim kurulu üyesi olarak fiilen tek başına yönettiği dönemde müşterek kullanılan bu hesabı, şahsi hesabı gibi gösterdiğini, davacının 17.09.2002 gününde şirketi devrederken düzenlenen tutanakta da iddia ettiği alacağına yer vermediğini, davacının şirketten alacağının kalmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalı şirketin ortağı iken varılan mutabakat gereği 17.09.2002 gününde davalı şirketle ilişkisini kestiği, alacağının tamamen kendisine ödendiği, davalı şirketten başka bir alacağı bulunduğunun belge ile kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, ödünç sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketteki hissesinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrıldığını, ancak davalı şirketten ödünç verilen paralardan dolayı alacaklı olduğunu ileri sürmüştür. Dolayısıyla, davacı ile gerçek kişiler arasında yapılan devir sözleşmesinin ve bu sözleşme uyarınca davacı tarafından tahsil edilen alacağın, dava konusu alacak ile bir ilişkisi bulunmamaktadır. Davacı tarafça, delil olarak yevmiye defteri ile yardımcı defter niteliğindeki muavin defter kayıtlarına dayanılmıştır. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyet raporlarında ise, davacının borç vermesinin bir belgeye dayanmadığı, bu sebeple belgeye dayalı olmayan defter kayıtlarına itibar edilemeyeceği belirtilmiştir. Ancak, davacının elinde belge yok ise de, bu defter kayıtlarına, salt davacı tarafından tutulduğu gerekçesiyle itibar edilmemesi doğru değildir. Öncelikle, davacının tek başına yönetim kurulunu temsil edip etmediği kesin olarak belirlenmemiştir. Kaldı ki böyle bile olsa, defterlerin bütün yönetim kurulunun sorumluluğunda olduğunun da göz ardı edilmemesi gerekir. Yalnızca belge bulunmamasına dayanarak, davacının haksız olduğu kabul edilemez. Bu durum karşısında mahkemece, davacı tarafından ödünç verildiği iddia edilen paraların davalı şirket yararına sarfedilip edilmediği, bu paralarla şirket borçlarının karşılanıp karşılanmadığı, ya da sarfedildiği başka yerler varsa bunların belirlenebilir olup olmadığı, davacı tarafından davalı şirkete borç verildiği hususunun bilançoda gözüküp gözükmediği ve bilançoda gözüküyorsa genel kurulda kabul edilip edilmediği araştırılıp davacı iddiaları üzerinde durulması gerekirken, eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına bozulmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy