(818 S. K. m. 41, 60, 98, 125) (6762 S. K. m. 1301)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 03.02.2005 tarih ve 2004/997 - 2005/81 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra, işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı sigorta vekilinin, TTK'nun 1301. maddesine dayalı rücu davası sonunda, mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kasko poliçesine dayalı rücuen tazminat alacağının tahsiline yönelik başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacının sigortalısına ait aracın davalıya ait otoparka yıkama için teslim edildikten sonra, otopark tavanından düşen bir sıvanın aracın hasarlanmasına neden olduğu çekişmesiz ve dosya kapsamı ile sabit olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir.
Uyuşmazlık, davanın zamanaşımı süresi içinde açılıp açılmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece, davalı vekilinin savunmasına itibar edilerek, haksız eylem nedeniyle olay tarihine göre bir yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra takip başlatıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa zarar haksız eyleme dayalı olarak değil, sözleşmeye aykırılık nedeniyle doğmuş olup, zarar görenin halefi sıfatıyla TTK'nun 1301 'inci maddesi uyarınca rücu davası açan sigortacının, selefi sigortalının açacağı davanın zamanaşımına tabi tutulacağı da, 17.01.1972 gün ve 1970/2 Esas, 1972/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirlenmiş bulunmaktadır. Davacının selefi zarar gören, olay tarihinde olayı ve davalının zarardan sorumlu olduğunu öğrendiğine göre, zamanaşımı süresi bu tarihte başlamıştır. Halef konumundaki davacı sigorta, selefi için işlemeye başlayan zamanaşımı süresinden varsa geri kalan süreyi kullanmak durumunda olup, kendisi için zamanaşımı süresi yeniden başlayıp, işlemez. Halef, devraldığı haktan fazlasına sahip değildir. Davacının selefine yaptığı ödeme ile halefiyet doğmakta ise de, ödeme tarihi zamanaşımının başlangıç tarihi değildir.
Bu açıklamalar karşısında, mahkemece, davacının selefi için olay tarihinden başlayan sözleşme zamanaşımı süresinin üzerinde durulması, zamanaşımını kesen bir işlemin bulunup bulunmadığı da dikkate alınarak, davalı yanın zamanaşımı def'inin buna göre değerlendirilmesi, bundan sonra gerektiğinde esasa girilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı def' inin yazılı yanlış gerekçe ile kabulüne dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.05.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy