(6762 S. K. m. 1290)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada Bursa Asliye 4. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 07.02.2005 tarih ve 2002/83-2005/37 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi P.Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirkete iki ayrı poliçe ile hayat sigortası yaptıran müvekkilinin geçirdiği iş kazası sonucu sol el parmaklarının tamamını yitirerek çalışma gücünü %43 oranında kaybetmesine rağmen davalı tarafından haksız olarak ödemede bulunulmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 500.000.000.-TL kısmi maluliyet tazminatının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama aşamasında yapılan ıslah sonucu dava değeri 30.512.000.000.-TL.'na yükseltilerek, bu miktarın faiziyle tahsili talep ve dava edilmiştir.
Davalı vekili, davacı sigortalının sağ elinin on üç yıldan beri felçli olduğuna ilişkin bilginin müvekkilinden maluliyet tazminatı istenmesi aşamasında şirkete sunulan epikriz raporundan öğrenildiğini, bu durumun yasanın sigorta akdinin kurulması sırasında sigortalıya yüklediği doğru beyanda bulunma yükümlülüğüne aykırılık oluşturması nedeniyle müvekkili tarafından poliçeler üzerinden maluliyet tazminatı ödenmesinin mümkün bulunmayıp, sözleşmelerin iptali ile ayrılma kıymetinin ödenebileceğini, iptal işleminin yasal mevzuata uygun olduğunu, davacının ıslaha konu isteminin ise zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini, ıslah edilen miktarın ise zamanaşımına uğraması nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu, kazanın meydana gelmesinde davacının felçli olmasının etken olduğu, kendi beyanına göre düzenlenen poliçe deki sorulara doğru yanıt vermeyerek sakatlığını gizlediği, kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının iş kazası sonucu gerçekleşen maluliyeti nedeniyle hayat sigortası sözleşmesine dayalı olarak verilen maluliyet teminatının davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının beyanına göre düzenlenen poliçedeki sorulara doğru cevap vermeyerek sakatlığını gizlediği, kazanın meydana gelmesinde davacının önceki felçli halinin etken olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davanın dayanağını oluşturan poliçelerin davacının beyanına göre düzenlendiği, davacının poliçe tarihleri öncesinde uğradığı sürekli sağ hemiparezi sekeli nedeniyle %65 oranında sakat olduğu ve bu hususun poliçelerde belirtilmediği hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak, sigortacı bilirkişi tarafından yapılan değerlendirmede, %65 derecesinde felçli olan bir kişini bu rahatsızlığını gizleyemeyeceği, hayat sigortasına ilişkin poliçelerin düzenlenmesi sırasında davalı şirketin acentesi tarafından bu durumun fark edilmemesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir. Hayatın olağan akışına ve işin niteliğine göre de geleceğe yönelik geniş teminatlar veren ve ağır riskleri güvence altına alan hayat sigortası branşına ilişkin poliçeler sadece sigorta yaptıran kişinin beyanı esas alınarak düzenlenmiş olsa bile, beyanın doğru olmadığının açıkça belli olduğu durumlarda sigortacının bu hususu nazara alarak poliçeyi buna göre düzenlemesi yasanın kendisine yüklediği basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğünün de bir gereğidir. Öte yandan, doğru beyanda bulunulmadığının bilindiği veya bilinmesi gerektiği durumlarda buna rağmen poliçe yapılmış, prim tahsil edilmişse risk gerçekleştikten sonra bu hususun ileri sürülmesi yoluyla akdin yüklediği edimin ifasından kaçınma hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirileceğinden bu yöndeki bir savunmaya yasa koruma sağlanamaz. Esasen konuya ilişkin TTK.'nun 1290'ıncı maddesinde, sigortacının hakikati öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde cayma hakkını kullanmadığı takdirde bu hakkın düşeceği belirtilmiştir. Yine konuyla ilgili olarak Hayat Sigortası Genel Şartlarının C.2.2'nci maddesinde de sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş hususları bilmesi halinde caymanın caiz olmadığı düzenlenmiştir. O halde mahkemece, somut olayın özellikleri, yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında davacının durumunu gizleyemeyeceği nazara alınarak yapılacak değerlendirme sonucuna göre davalı sigorta şirketinin poliçeden kaynaklanan bir sorumluluğu bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy