(4721 S. K. m. 6) (818 S. K. m. 61)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 7. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 10.03.2005 tarih ve 2004/263 - 2005/135 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 10.10.2006 gününde davacı avukatı İ.İ. ile davalı avukatı C.T. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi A.O. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili kooperatifin 1998-1999 yılları içinde parasal sıkıntısını gidermek üzere bazı ortaklardan borç para aldığını ve buna karşılık vade ve lehtar kısımları boş olan tanzim tarihleri bulunan senetlerin verildiğini, borç alınan davalı T.'ye de 12.10.1999 tanzim tarihli 23.000.000.000 TL'lik lehtar ve vade hanesi boş senet verildiğini, bu senet borcuna karşılık 7 adet makbuz ile davalıya vade farkı da eklenerek ödeme yapıldığı halde davalının bonoyu iade etmediği gibi, uhdesindeki bononun lehtar hanesine ağabeyi M.'nin adını ve vade tarihini yazarak iyi niyetli 3. kişi yaratmak amacıyla dava dışı C.K.'ya ciro ettirdiğini, C.'nin bu bonoya dayanarak kooperatif aleyhine icra takibine giriştiğini ve üyelere haciz ihbarnamesi gönderdiğini, bunun üzerine kooperatif başkanı ile alacaklı ile davalı vekili arasında 17.03.2003 tarihli protokol imzalandığını, davalının protokole müdahalesinin kendisi ve oğlunun kooperatiften istifası nedeniyle aidatlarının iadesine ilişkin icra takiplerine dayalı olduğunu, bu protokol gereğince alacaklılara ödeme yapıldığı ve bir adet kooperatif konutunun da davalıya verildiğini; bu durumda tediye makbuzları ile ödenen 31.050.000.000 TL. tutarında davalının nedensiz zenginleştiğini ileri sürerek, bu tutarın ödeme tarihlerinden itibaren reeskont oranı üzerinden faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacıya verdiği borç paranın kısmen tediye fişi ile ödendiğini, ancak, bir kısım tediye makbuzunun da sahte olduğunu, alınan borç karşılığında kendisine herhangi bir bono verilmediğini, davacının aldığı borcu ödememesi üzerine aidat ödemesinde güçlük çeken müvekkili ve oğlunun kooperatiften istifa ettiğini ve aidatların iadesi için icra takibine girişildiğini, bu arada davalı vekili olarak kendisinin ahbabı olan C.'nin de protesto edilmeyerek cirantalara müracaat hakkı düşmüş bonoya dayalı alacağının tahsilini istediğini, bu bono için kooperatif aleyhine giriştiği icra takibinde de borcun ödenmemesi üzerine, kooperatif başkanı ile borç tasfiyesi amacıyla protokol düzenlendiğini, protokol ile alacağın ferilerinin büyük kısmından vazgeçildiğini ve ödeme sonucunda 05.06.2003 tarihli belge ile tarafların birbirini ibra ettiklerini, kooperatif konutunda C.'nin verdiği yetkiye dayanarak davalı adına alındığını, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak reddini istemiştir.
Mahkemece; davacı kooperatifin borçlu olarak tanzim ettiği bonolar karşılığında para alınan üyelerden birinin davalı olduğunu ve davalının verdiği 23 milyar TL borç karşılığında vadesi ve lehtar hanesi boş olan 12.10.1999 tanzim tarihli bononun verildiğini, borcun ödenmesine rağmen bononun iade edilmediğini iddia ettiği, bu iddiasını da tanık dinleterek kanıtlamak istediği, ancak, davalının tanık dinlenmesine olur vermediği, TTK'nun 592. maddesi gereğince tamamen doldurulmamış senedin aradaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu HUMK'nun 288 ve 289 maddelerine göre yazılı kanıt ile ispatlaması gerektiği, davacının bu yönde bir kanıt sunamadığı ve yemin deliline dayandığı, davalının da senede mahsuben para almadığını ve yapılan ödemelerin kendisi ve oğlunun üyeliğine mahsuben yapılan ödemeler olduğu konusunda yemin ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kooperatifin davalıdan borç aldığı, borca karşılık davalıya lehtar ve vade tarihi hanesi boş olan bono verildiği, borcun ödenmesine rağmen bononun iade edilmeyip davalının cirosu ile abisi M.'ye, onun da cirosu ile dava dışı C.'ye devredilerek takibe konulması sonucunda aynı borç için 2. kez ödeme yapılmak zorunda kalındığı iddiasına dayalı olarak açılmış sebepsiz zenginleşme davasıdır. Mahkemece, salt bonoya dayalı bir talep söz konusu imiş gibi iddianın yazılı kanıt ile ispatlanamadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, eldeki davada hukuki neden olarak, davalının verdiği borç için davacının iki defa ödeme yapmak suretiyle davalının ilk ödemeler nedeniyle sebepsiz zenginleştiği iddiasına dayanılmıştır. Davacının bono bedelinin dava dışı C.'ye ödenmesi nedeniyle davalıdan bir talebi söz konusu değildir. Diğer bir deyiş ile davada bononun bedelsizliğine dayanılmamıştır. Öyle olsaydı, davada bono bedelini tahsil eden C.'nin de yer alması gerekirdi.
Bu tespit çerçevesinde somut olay irdelendiğinde, davalı yan, dava dışı C.'nin tahsile koyduğu bono ile herhangi bir ilgisi olmadığını, kendisine bono verilmediğini, kooperatife verdiği borç para ile birlikte kooperatiften kendisinin ve oğlunun ayrılması nedeniyle ayrılma payı olarak ödeme yapıldığını savunduğuna göre, bu savunmanın aksi MK 6. maddesi gereğince davacı kooperatif tarafından kanıtlanması gerekmektedir.
Davacı kooperatif, davalının denetim kurulu üyesi olduğunu, kooperatif hesaplarının davalının denetiminden geçtiğini, kayıtlarda bononun davalıdan alınan borç paraya karşılık verildiğinin yer aldığını, buna karşılık davalıya belgeli ödemeler yapıldığını, bu ödemelerin yapıldığı sırada davacının ve oğlunun kooperatif üyeliğinin devam ettiği gibi denetim kurulu üyeliği sıfatının da devam ettiğini, genel kurul toplantılarında davalının hazırladığı denetim raporlarının görüşüldüğünü, görüşmelere davalının da katıldığını, buna rağmen kooperatifin yaptığı ödemelerin ayrılma payına karşılık olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, üyeliği devam eden kişiye ayrılma payı ödenmesinin mümkün olmadığını, bu durumun kooperatif defterleri, genel kurul tutanakları denetim ve yönetim kurulu faaliyet raporları, ödeme belgeleri ile kanıtlanabileceğini ileri sürmüştür. Gerçekten de, davalı, kooperatif üyesi iken 29.01.2000 ve 18.03.2001 tarihli genel kurullarda denetim kurulu üyeliğine seçilmiş, göreve gelen yeni yönetim kurulu 12.02.2000 tarihli tutanak ile kooperatif defter ve belgelerini eski yöneticilerden teslim almıştır. Bu tutanağın 4. maddesinde borç senetleri liste halinde gösterilmiş, listenin 5. sırasında davacının adı zikredilen borç senedi gösterilmiştir. Davalının kabul ettiği 27.03.2000, 25.06.2000, 21.12.2000, 14.01.2001, 31.05.2001 tarihli ödeme makbuzları ile toplam 31.050.000.000 TL ödenmiş, 05.12.2001 tarihinde davalı ve oğlu kooperatiften ayrılmışlardır. Kooperatifin davalıya verdiğini iddia ettiği bononun tanzim tarihi 12.10.1999, vadesi ise 29.01.2000'dir.
Yukarıda belirlenen durum karşısında kooperatif kayıtlarına girmiş bulunan ve yasal olarak davalının denetim görevi kapsamında bilgi sahibi olduğu bononun davalıdan alınan borç karşılığı kendisine verildiğinin kabulü ve sonucuna göre karar vermek gerekir iken, hukuki nitelemede yanılgıya düşülerek davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 450,00.-YTL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy