(1163 S. K. m. 16)
Dava: Taraflar arasında görülen davada A. Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.02.2005 tarih ve 2003/298 - 2005/85 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin suresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B. Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı kooperatifin 05,84 ve 18 numaralı ortaklıklarına sahibi olduğunu, haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmemesine rağmen, yerine ortaklar alındığını, genel kurullara çağrılmadıklarını, 1999, 2000 ve 2001 yılı genel kurul kararlarının ile şerefiye payı hesaplarının bildirilmediğini, 18.10.1999 tarihli kur'a çekimine çağrılmadıklarını, konutların teslim edilmediğini, ortaklıklar için genel kurulda alınan ihraç kararlarının tebliğ edilmediklerini, ihraca esas ihtarnamelerin ise gerçek borç durumunu yansıtmadıklarını, esasen ihraç kararlarının hayali ortaklık numaraları için tesis edildiğini, bahsedilen şekilde ortaklığın bulunmadığını ileri sürerek, 1999 ile 2000 yılı genel kurul kararlarının, 18.10.1 999 tarihinde yapılan kur'a çekiminin, 06.04.2003 tarihli genel kurulda alınan hayali 86, 87 ve 88 numaralı ortaklıklarla ilgili ihraç kararlarının ve yerlerine alınan üçüncü şahıs ortaklıklarının iptallerine, müvekkili M.'in 05 ve 84 numaralı, F .'in ise 18 numaralı ortaklık haklarının devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıların ortaklıklarının tartışmalı olduğunu, genel kurullarda alınan kararların iptali davasının 1 aylık sürede açılmadığı, davacıların ihraç edildikleri, ihraç kararlarının iptali davasının kasıtlı olarak müvekkilini adresinin yanlış gösterilmesi nedeniyle geç öğrenildiğini, bu nedenle kur'a çekimine çağrılmadıklarını, esasen adlarına yatırılan paranın davacılar tarafından çekildiğini, ortaklıklarla ilgilerinin kalmadığın savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacıların davalı kooperatifte ortaklıklarının bulunduğu, daha önce ihraçlarına karar verildiği, açtıkları dava sonucu ihraç kararlarının iptal edildiği, bu kararın kesinleştiği, akçalı yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden bahisle bu kere 86, 87 ve 88 numaralı ortaklıklar için ihraçlarına karar verildiği, ödemiş oldukları tüm aidatların kooperatif adına bankaya bloke edildiği, davacıların ihraçlarına ilişkin bildirim ile ihraç kararlarının suretlerini ibraz ederek bu paraları çektikleri, uyuşmazlık çözümleninceye kadar ödediklerinin bloke edildiği, davalının talimatı ve haberinin bulunmadığı, ihtirazi kayıt nedeniyle ortaklığın devam ettiğinin ileri sürülmesinin iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığı, ortaklıktan ayrılma iradesi gösterdikleri, 18.09.2002 tarihi itibariyle sıfatlarının sona erdiği, ayrıca davacı M.'nin üç aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra genel kurula itirazda bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar temyiz etmiştir.
1- Dava, genel kurul kararlarının, kur'a çekiminin ve ihraç kararlarının iptalleri ile ortaklıkların devamının tespiti istemlerine ilişkindir.
Davacılardan F. Ç.'nin davalı kooperatifte bir, diğer davacının iki adet ortaklığının bulunduğu, 09.05.1999 tarihli genel kurulda bu ortaklıklardan ihraçlarına karar verildiği, iptalleri için açılan dava devam ederken 17.10.1999 tarihinde kur'a çekiminin yapıldığı, davacıların bu kur'a çekimine katılmadıkları, ihraç kararının iptali davasının kabul edildiği, kararın kesinleştiği, bu durumda 11 ortağın bulunduğunun davalı tarafından davacılara bildirildiği, yeniden ortaklık numaralan verildiği, bu kere akçalı yükümlülüklerini ihlal ettiklerinden bahisle dava edilen ihraç kararlarının verildiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. İhraç kararlarında ayrıca yatırılan tüm aidatların toplamının davalı adına açılan banka hesaplarında bloke edildiğinin bildirildiği, davacıların, dava açılmadan önce bu paraları 18.09.2002 tarihinde çektikleri de dosya kapsamıyla sabit bulunmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için öncelikle davacıların dava açma haklarını bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Davacıların aidatlarını çektikleri blokeli banka hesaplan, davacılar adına değil, uyuşmazlığın halline kadar davalı adına açılmış hesaplardır. Davalı tarafından davacılara ödeme yapılması yönünde verilmiş bir talimat da yoktur. Bu itibarla bankaca davacılara yapılan ödemeler, usulsüzdür.
Davacılar, davalı adına açılan bu hesaplardaki paraları, ortaklıkları ve dava haklarını saklı tutarak ihtirazi kayıtla tahsil etmişlerdir. Bu nedenle, yatırılan paranın tahsilinin çıkma iradesi olarak değerlendirilmesi doğru görülemez.
Öte yandan, 1163 sayılı Yasa'nın 16/3 ncu maddesine göre yönetim kurulu kararı ile ortaklıktan ihraç edilen ortağın, bu kararın kendisine tebliğinden sonra üç aylık süre içinde doğrudan mahkemeye başvurarak ihraç kararının iptalini dava etme hakkı olduğu gibi, bu süre içinde yönetim kuruluna başvurarak yapılacak ilk genel kurulda görüşülmek üzere ihraç kararına karşı itirazda da bulunabilir. Genel kurula itiraz edildiği takdirde artık yönetim kurulunun ihraç kararına itiraz davası açılamaz. İtiraz üzerine genel kurulca verilecek karara karşı ise itiraz davası hakkı saklıdır. Genel kurulda ihraç kararının yerinde bulunması halinde de bu kararın, ihraç edilen ortak o genel kurula katılsa bile tebliği gerekip, üç aylık dava açma süresi, anılan kararın tebliği tarihinden itibaren başlar.
Somut olayda davacı M.'in, her iki ortaklıktan ihracına yönelik olarak üç aylık süre dolmadan genel kurulda görüşülmek üzere yönetim kuruluna itiraz ettiği, esasen her iki davacının ihraçlarına yönelik istemin 06.04.2003 tarihli genel kurulda görüşülerek ihraçlarının kabulüne karar verildiği, bu kararın davacılara ayrı ayrı bildirildiği, üç aylık süre dolmadan davacıların iş bu davayı açtığı dikkate alınmadan ve davacı M.'in süresinde genel kurula itirazda da bulunmadığından bahisle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu durum da davacıların dava açma haklarının bulunduğu kabul edilip, iddia ve savunma doğrultusunda işin esasına girilip, sonucuna göre bir karar verilmelidir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacıların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacıların temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy