(818 S. K. m. 19)
Dava: Taraflar arasında görülen davada A. Asliye 3.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.03.2005 tarih ve 2004/416-2005/134 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi D. ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davacı F. ile davalının 03.10.2001 tarihine kadar davacı şirketin ortağı ve temsilcisi olarak birlikte faaliyette bulunduğunu, davalının bu tarihte hisselerini devrederek şirket ortaklığından ayrıldığını, davacı F. ile davalı arasında aynı tarihte düzenlenen protokolün 7.maddesinde hisse devrinin tescili tarihine kadar şirketin bütün maddi, manevi ve mali sorumluluklarından bu şahısların müteselsilen sorumlu olduklarının, 13.maddesinde ise geçmiş tarihlerde beraber yapılmış tüm işlerden doğabilecek zararlardan dolayı her iki tarafın eşit oranda sorumlu olacaklarının hükme bağlandığını, davacı şirketin 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu hükümleri gereğince hukuki zorunluluk nedeniyle vergi affından yararlandığını, protokol taraflarının birlikte şirket ortağı ve müdürü oldukları 1998-2001 vergi dönemine ilişkin 21.638.250.000.-TL ödeme yapıldığını, ancak davalının başvurulara rağmen protokol hükümleri gereğince payına düşen miktarı ödemediğini ileri sürerek 10.819.125.000.-TL'nin 5.5.2004 ihtarname tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 03.10.2001 tarihli hisse devir sözleşmesiyle şirket hisselerini F. ve M.'ya devrettiğini, davacı şirketin yararlanılması ihtiyari olan vergi barışı uygulaması doğrultusunda kendi tercihi ile devirden sonra devlete ödediği meblağın yarısını şirketle hiçbir bağı kalmayan müvekkilinden talep edemeyeceğini, vergi barışından yararlanan şirket olduğundan diğer davacının husumet ehliyeti bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, dava konusu alacağın dayanağı olan 03.10.2001 tarihli protokol davacı F. ve davalı arasında imzalandığından davacı şirketin aktif husumet ehliyeti bulunmadığı, protokolün 7.maddesiyle davalının sorumluluklarının hisse devrinin tescili tarihi ile sınırlandığı,13.maddedeki düzenlemenin geçmiş dönemlerde birlikte yapılan elektrik, inşaat vs. işlerden doğabilecek zararlara ilişkin olduğu davacı şirketin 1998 yılı defterlerinde kayıtlı olan 2 adet faturada usulsüzlük bulunduğu saptanmışsa da, 1998 yılı hesaplarının incelenmesinin 2001 yılında istendiği ve davacı tarafça Vergi Barışı Kanunu kapsamındaki ödemelerin 21.04.2003-30.04.2004 tarihleri arasında yapıldığı, bu nedenle davalının devirden sonra yapılan ödemelerden sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davacı şirket hakkındaki davanın aktif husumet yönünden diğer davacı hakkındaki davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davacı F. ile davalı arasındaki 03.10.2001 tarihli protokolün 7. maddesinde hisse devrinin tescili tarihine (16.10.2001) kadar olan bütün maddi, manevi ve mali sorumluluklarından K. ve F.'nın müteselsilen sorumlu oldukları, 8. maddesinde protokol tarihine kadar ortak yapılan işlerde davacı şirket adına yapılan geriye dönük bütün tahsilatların bu şahıslar arasında pay edileceği, aynı şekilde çıkabilecek borçlardan da protokol taraflarının eşit oranda sorumlu olduğu, 13.maddesinde, geçmiş tarihlerde beraber yapılmış tüm işlerden doğabilecek zararlardan dolayı her iki tarafın da eşit oranda sorumlu olduktan belirtilmiştir. Davacı şirket, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu hükümlerinden yararlanarak 1998-2001 yılları arasındaki vergi dönemleri için matrah artırımında bulunup, toplam 21.638.608.000.-TL ödeme yapmış, vergi incelemesi yapılması sonucu doğabilecek vergi ve cezalardan kurtulmuştur. Protokol ve hisse devrinden önce doğmuş bu borcun protokol hükümleri gereğince yansından davalının sorumlu tutulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Anılan protokol, davacı şirket hisselerinin devri, şirketin alacak ve borçlarının paylaşılması için yapıldığından davacı şirketin bu davayı açmakta hukuki menfaati bulunduğu gözetilmeden protokolün tarafı olmadığı, bu nedenle şirketin aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle bu davacı yönünden davanın reddedilmesi de bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy