(2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 8. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 09.03.2004 tarih ve 2001/359-2004/285 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin davalıya yurt dışından ithal etmiş olduğu arızası tamir edilmiş ve 3. şahıs şirket tarafından tüm gümrük masraf ve vergileri ödenen emtianın müşavirlik hizmetlerinin yapılması hususunda vekalet tevdi ettiğini, tüm giderlerinin ihracatçı şirket tarafından karşılandığı ürünlerin gümrükten alınarak kendisine teslimini beklerken davalının gümrük müşavirlik hizmetlerini ve ilgili malların teslimini davacıya süresinde yapmadığını, bunun üzerine davalının azledilerek yapılmayan işlemler için başka bir şirkete ücret ödenmek zorunda kalındığını, malların gümrükten zamanında çekilmemesi nedeni ile fazladan vergi, resim ve harcın ödendiğini, ödenen meblağın tahsiline yönelik olarak başlatılan takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin bazı çalışanlarının gümrük işlemlerinde müşteri adına hareket eden vekil görevini üstlendiğini, gümrükte yapılan işlemlerin müşterilerin vermiş olduğu bilgi, belge ve talimat doğrultunda gerçekleştiğini, davacının beyanı ve talebi doğrultunda, ihraç edildiği şekli ile geri gelmek üzere ihraç edilen eşyanın vergi muafiyeti uygulanarak yeniden ithali olarak beyanname düzenlendiğini, ancak davacının gümrük idaresince istenen belgeleri ibraz edemediğini, gönderi için gümrük idaresine yeni ithal rejim beyanında bulunulması zaruretinin doğduğunu, taşıma ve gümrük çekim işlemlerinde müvekkilinin bir kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı şirketin belgeleri tamamlamadan beyanname verdiği, davacıyı sorumlu tutmanın mümkün olmadığı, davacının aynı konuda yeniden ücret ödeyerek emtiayı elde edebildiği, davalı şirketin gümrük işlemlerini tamamlamak için vekaletname kabul ettiği, işi tamamlamayı üstlendiği, bu nedenle vekalet görevinin gereklerini yerine getirmesi ve özen ile işlemi tamamlaması gerektiği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile takibin 522.759.724-TL üzerinden devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davacı şirket tarafından davalı şirket çalışanlarına gümrük müşavirlik hizmetlerinin yapılması hususunda verilen vekaletnameye dayalı olarak tazminat alacağının tahsiline yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Somut olayda, davalının aleyhine olan ilk bilirkişi raporuna davalı vekilinin itirazı mahkemece, ciddi bulunmuş, aynı bilirkişiden ek rapor alınması gerekli görülmüş ve davalının miktar bakımından daha lehine olan ek rapor alındıktan sonra, bu kez ilk rapora itibar edilmek suretiyle hüküm tesisi yoluna gidilmiş olup, dava konusu alanda uzman başka bir bilirkişi yada kurulundan, asıl ve ek raporu irdeleyen, iddia ve savunmayı yeterince değerlendiren ve Yargıtay denetimine elverişle yeni bir rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, sonuçta eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Öte yandan, olayda hükmedilecek tazminat alacağının tespiti gerektiğinden, tazminat alacaklarının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşımadığı kuşkusuzdur.
Bu durum karşısında, mahkemece, İİK.nun 67. maddesi hükmündeki koşullar gerçekleşmediğinden, davacı tarafın icra-inkar tazminat talebinin reddi gerekirken, kabulü de doğru görülmemiştir.
Ayrıca, dava kısmen reddedilmiş olup, mahkemece kendisini vekile temsil ettiren davalı yararına hüküm tarihinde yürürlükte olan tarife uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bu noktada olumlu-olumsuz hüküm tesis edilmemesi de kabul şekli bakımından doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy