(6762 S. K. m. 590, 720)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Şuhut Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 19.02.2004 tarih ve 2003/78 - 2004/19 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalılardan Osman'ın keşidecisi olduğu, 600.000.000.-TL bedelli hamiline çekin ciro yolu ile müvekkiline geçmesi üzerine müvekkilince bankaya ibraz edilerek, arkası yazdırılıp başlatılan takibin, keşideci Osman'ın imzaya itirazı üzerine Merci Hakimliği'nce iptal edildiğini, bu davalının akaryakıt istasyonunda çalışan diğer davalı Hüseyin'in vekil olarak bu çeki düzenlediğinin ve imzaladığının yapılan araştırmalar ile ortaya çıktığını, davalı Osman'ın kötüniyetle borcu inkar ettiğini, Hüseyin'in gerçekte borçlu olmadığını, imza ve yazı ona ait olduğu için zorunlu olarak davalı gösterdiklerini ileri sürerek, 600.000.000.-TL bedelli çekten dolayı müvekkilinin alacağının tespitine, asıl borçlu Osman olmakla birlikte davalılardan faiziyle tahsiline, inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Osman vekili, müvekkilinin rızası dışında çekin elinden çıkması üzerine bankaya ödemeden men talimatı verildiğini, davacının dayandığı vekaletnamenin 1993 yılında hacca giden müvekkilinin genel işlerinin görülmesi için diğer davalıya verildiğini, vekil sıfatı ile imzalanmayan çekin 6-7 yıl önceki bir vekaletnameye dayalı olduğu iddiasının dinlenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan kanıtlara göre, davacının davalılardan Osman hakkındaki takip dosyasının 28.12.2001 günü işlemden kaldırıldığı, daha önce de Merci Hakimliği'nce imzanın Osman'a ait olmadığı gerekçesiyle takibin iptal edildiği, bu durumda bu davalının çekten dolayı sorumlu tutulamayacağı, davacının İİK.nun 170/4 ncü maddesi uyarınca alacak davası olarak bu davayı açtığının kabulü gerektiği, davacı ile bu davalı arasında temel ilişki bulunmadığı, davacıya, çeki ciro eden Akşehir Cam A.Ş.ne karşı bu davanın açılması A.Ş.nin de keşideci Osman'a rücu etmesi gerektiği, kaldı ki, Osman'ın muhatap bankaya, ödemeden men talimatı da verdiği, diğer davalı Hüseyin'e BK.nun 388 nci maddesine göre verilmiş özel bir yetki bulunmadığı, Hüseyin'in sorumluluğunun yazılı delille kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, çeke dayalı alacak istemine ilişkindir.
Dava dilekçesinde, çekin ciro yolu ile davacıya geçtiği ve süresinde ibraz ile arkasına bankaca yazdırılıp, davalılardan Osman hakkında keşideci sıfatı nedeniyle başlatılan takibin, bu davalının imzaya itirazı üzerine Merci Hakimliği'nce iptal edilmesi üzerine bu davanın açıldığı iddia edilmiş olup, gerçek borçlu hesap sahibi Osman'ın vekili sıfatıyla diğer davalının boş çeki doldurduğu ve imzaladığı ileri sürülmüştür. Dava, temel ilişkiye dayalı olarak açılmadığı gibi, TTK.nun 644 ncü maddesine de dayalı bir dava değildir. Mahkemece, dava her iki davalı bakımından yazılı gerekçelerle red edilmiştir.
Hesap sahibi Osman'ın adı ve soyadının yazılı olduğu boş çek yaprağındaki imzanın ona ait olmadığı teknik olarak Mercii Hakimliği'nce belirlenmiş olup, davacının bu davadaki iddiası çerçevesinde çekişme, diğer davalı Hüseyin'in Osman'ın vekili sıfatıyla çeki doldurup imzalamak suretiyle tedavüle koyup koymadığı, diğer anlatımla; imza ve yazının ait olmadığı iddia edilen Osman'ın gerçek borçlu olup olmadığı noktasında toplanmıştır.
Öncelikle, bu davanın dinlenebilmesi için çek'in süresinde banka ibraz edilip, ödenmediğinin TTK.nun 720 nci madde kapsamındaki müracaat hakkının düşüp düşmediğinin anlaşılabilmesi bakımından gerekli olup, çek fotokopisinden bu anlaşılamamaktır. Çek'in aslından ya da bankadan bu hususun önce tespitine çalışılması, müracaat hakkının düşmediğinin ortaya konması gerekmektedir.
Çek'in süresinde ibraz edildiğinin belirlenmesi halinde, mahkemenin gerekçesinin aksine, davalılardan Osman'ın diğer davalıya noterde 20.04.1993 yılında düzenlenmiş vekaletname ile ticari senet ve kambiyo taahhüdünde bulunmaya, BK.nun 388 nci maddesine uygun olarak özel yetki verdiği ve bu yetkinin kaldırıldığının savunulmadığı ve kanıtlanmadığı gözetilmelidir. Bundan sonra çekteki imza ve yazının davalılardan vekil konumundaki Hüseyin'e ait olup olmadığının üzerinde durulmalı, Hüseyin'e ait olduğunun tespiti halinde, davalılardan Osman'ın gerçek borçlu olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla açıklanan yönlerden eksik incelemeye dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Kabule göre ise, vekaletnamede özel yetki bulunmadığını kabul eden mahkemece çekteki yazı ve imzanın Hüseyin'e ait olup olmadığının üzerinde durulması, ona ait olduğunun belirlenmesi halinde, yetkisiz temsilci olarak Hüseyin'in TTK.nun 590 ncı madde hükmü uyarınca tek başına davacıya karşı sorumlu olduğu sonucuna varılması gerekirken, bu yönün gözden kaçırılması doğru olmadığı gibi, aynı Karun'un 730/12 nci bent hükmü uyarınca çeklerde de uygulama alanı bulan 636 ncı madde hükmü uyarınca, keşidecinin de hamile karşı müteselsilen borçlu sıfatıyla sorumlu oldukları ve davacının gerçek keşideci olduğu iddiasıyla Osman'ın doğrudan dava açma hakkı bulunduğu gözetilmeden, davacının sadece temel ilişki içersinde bulunduğu bir üst cirantaya dava hakkı olduğu gerekçesi ile de davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy