(818 S. K. m. 84, 90, 91) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 22.04.2005 tarih ve 2002/622 - 2005/206 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.P.Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının müvekkili kooperatifin ortağı olduğunu, davalının genel kurul kararları ile belirlenen ortaklık ödentilerini yerine getirmemesi nedeniyle aleyhine 03.04.2002 tarihinde 2.520.000.000.-TL asıl alacak, 7.791.000.000.-TL işlemiş faiz bakımından ilamsız icra takibine girişildiğini, ancak yapılan takibe davalının 160.000.000.-TL borcu olduğunu belirterek kısmi itirazda bulunduğunu, takipten ve itirazdan sonra davalının müvekkili kooperatifin banka hesabına toplam 3.741.5oo.000.-TL ödediğini, bu ödemelerin müvekkili tarafından faiz ve masraflara mahsup edildiğine ilişkin ihtarname gönderildiğini, davalının takibe itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek takibe vaki kısmi itirazın iptaline, takip tarihi itibariyle 10.151.000.000.- TL alacaklı olunduğunun tespitine, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa aylık % 15 oranında faiz yürütülmesine ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacı kooperatife PTT aracılığıyla konutta teslim şeklinde 1.710.000.000.- TL.'nı göndermesine rağmen kooperatif yöneticilerinin parayı almadıklarını, bu durumda müvekkili için temerrüt oluşmadığını, ayrıca davacının geç ödemeleri öncelikle faize mahsup etme hakkının bulunmadığını, bu konuda genel kurul tarafından alınmış bir karar olmadığını, müvekkilinin borçlarını ödediğini, şu anda borcu bulunmadığını savunarak davanın reddine ve haksız takip nedeniyle tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, kooperatifin parayı almamakla kendisinin temerrüde düştüğüne, davalının itirazının 2.789.600.oo0.-TL'lik kısmının iptaline, fazlaya ait talebin reddine, iptal edilen miktarın % 40'ı oranında tazminatın davalıdan alınmasına, takip kötü niyetli olmadığından reddedilen miktar üzerinden davalı yararına tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalının aidat borçları nedeniyle yapılan icra takibine vaki itirazının iptali istemine ilişkindir. Davacı kooperatif tarafından 03.04.2002 tarihinde yapılan icra takibinde asıl alacak olarak 2.520.000.000.- TL, işlemiş faiz olarak da 7.791.000.000.-TL olmak üzere toplam 10.311.000.000.-TL.'nın asıl alacağa takip tarihinden itibaren genel kurulda alınan faiz oranı uygulanarak tahsili ile yapılacak ödemenin öncelikle B.K. 84. maddesi uyarınca faiz ve masraflara mahsubu istenmiştir.
Davalı bir kısım ödemeleri posta yoluyla konutta teslimli olarak göndermiş, fakat bu ödemeler alıcısı kooperatif tarafından kabul edilmemiştir. Kooperatif tarafından yürütülen icra takibine Mayıs 1998 - Aralık 2001 arası borçlar konu edilmiş olup, konutta teslim kaydıyla gönderilen ödemeler 30 Eylül 1999 tarihinden itibaren başlamaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının posta aracılığıyla gönderdiği ancak kooperatif tarafından kabul edilmeyen ödemeleri kooperatife zamanında yapılmış ödeme gibi kabul edilerek davalının borcu hesaplanmıştır. Oysa ki, alacaklının temerrüdü koşulları Borçlar Kanunu'nun 90. maddesinde, temerrüdün hükümleri ise 91 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda davalının genel kurul kararlarına uygun olarak davacı kooperatife gönderdiği ödemelerin davacı kooperatif tarafından haklı bir neden olmaksızın reddi halinde davalı borçlunun bu ödemeleri hakim kararı ile belirlenecek bir tevdi yerine yatırması suretiyle borcundan kurtulması mümkün olup, bu hususu yerine getirmediği sürece borcu ifa yükümlülüğü aynen devam eder. Somut olayda ise davalı, kabul edilmeyen ödemeleri için takipten sonra 21.06.2002 tarihinde Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvuruda bulunarak posta idaresinde bekleyen 1.7l0.000.000.-TL için tevdi mahalli tayini istemiş olmasına göre bu durum önceki temerrüdünü ortadan kaldırıcı bir işlem değildir. Buna göre davalı borçlunun kooperatif tarafından kabul edilmeyen ödemelerinin mahkeme kararına dayalı olarak tevdi edildiği tarihe kadar ödenmediğinin kabulü ile buna göre borcunun ve gecikme faizinin hesaplanması gerekirken, bu ödemelerin zamanında ifa edildiği kabul edilerek yazılı şekilde bu ödemelerin ve gecikme faizlerinin davalının borcunun hesabında dikkate alınmaması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Öte yandan hükme esas alınan raporda, genel kurullarda üyelerin ödemelerinin öncelikle o üyelerin birikmiş gecikme faizi borçlarına sayılacağı hususunda bir karar alınmadığından bahisle davalının ödemeleri öncelikle aidat borçlarına mahsup edilmiştir. Oysa ki Borçlar Kanunu'nun 84. maddesi hükmüne göre faiz ve masrafları ödemede geciken borçlunun yaptığı kısmi ödeme alacaklı tarafından öncelikle faize mahsup edilebilir. Anılan maddedeki düzenleme yasal bir hak olduğundan bu ilkenin kooperatif alacakları hakkında da uygulanması mümkün bulunup, bunun için genel kurulda ayrıca bir karar alınmasına gerek yoktur. Nitekim, davacı kooperatif tarafından yapılan takipte borçlunun ödemelerinin takip miktarı hesaplanırken B.K. 84. maddesi uyarınca öncelikle faizlere mahsup edildiği açıkça belirtilmiştir. Bu durumda davalının takip tarihi itibariyle borçlu olduğu miktar hesaplanırken yaptığı ödemelerin B.K. 84. maddesi hükmü uyarınca öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilerek sonucuna göre davalının asıl alacak ve faiz borcunun tespiti ile itiraz etmediği tutarın belirlenen miktardan indirilmesi ve takipten sonra tevdi edilen para ile yapılan ödemelerin infaz sırasında nazara alınacağının hükümde belirtilmesi gerekirken yazılı şekilde B.K. 84. maddesi hükmü nazara alınmadan yapılan hesaplamaya dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.12.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy