(818 S. K. m. 19, 20, 21) (4389 S. K. m. 14) (5411 S. K. m. 140)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 6. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 08.05.2003 tarih ve 2001/817-2003/552 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı ve karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili tarafından davalı banka nezdinde açılmış bulunan tasarruf hesabına yatırılan paraya işletilen toplam 8.807.768.758 TL faizin davalı banka tarafından TMSF'na devredildiğinden bahisle müvekkiline ödenmediğini, davalının bu tutumunun hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek anılan miktarın dava tarihinden itibaren tasarruf mevduatına uygulanan en yüksek faiz ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bankanın yönetimi Fon'a geçtikten sonra yapılan incelemede bankanın devrine takaddüm eden tarihlerde banka hesaplarında normalin dışında, çok yüksek oranlarda faizler verildiğinin belirlendiğini, yeni yönetim tarafından İMKB ortalama faizlerinin esas alınması sonucu bu oranlar üzerinden müşterilere ödemeler yapıldığını, bunun üzerinde olup, gabin oluşturan ve BK.nun 20. maddesi anlamında geçersiz bulunan bu fahiş kısmın kısmi butlanla malul olduğu düşüncesi ile ödenmediğini savunarak davanın reddine ve açıklanan nedenlerle aşırı olan faiz miktarının kısmi butlan ile malul olduğunun tespiti ile talep edilen miktarda borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın müzayaka halinde olduğunun kabul edilemeyeceği, davacının faiz oranlarının belirlenmesi olgusunda davalı bankaya her hangi bir dayatmasının bulunmadığı, davalı bankanın kendi serbest iradesiyle gecelik faizleri belirleyerek tüm mevduat sahiplerine bunu ilan etmesi sonucu yaptığı sözleşmelerde gabinin objektif ve sübjektif şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile, 8.807.768.758 TL'nın dava tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan alınmasına, davalı-karşı davacının menfi tespit davasının ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalı Banka tarafından ödenmeyen mevduat faizi alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davalı taraf vekili yaptığı savunmada İktisat Bankası'nın Fon yönetimine geçmesinden sonra yapılan incelemede bankanın devrine takaddüm eden tarihlerde normalin dışında çok yüksek oranlarda faizler verildiğinin belirlendiğini, davaya konu istemin yaşanan ekonomik kriz nedeniyle bankanın ödeme güçlüğüne girerek müzayakaya düştüğü dönemde mudilerin baskısı sonucu mecburen tahakkuk ettirilen fahiş faiz miktarına ilişkin kısım olduğu, bu nedenle bu kısmın BK.nun 20 ve 21. maddeleri uyarınca batıl bulunduğunu savunmuştur. Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda davalı banka yönünden BK.nun 19, 20 ve 21. maddelerine aykırı bir durumun bulunmadığı, anılan maddelerdeki koşulların somut olayda mevcut olmadığı belirtilerek davalı bankanın kesinti tutarını davacıya ödemesi gerektiği sonucuna ulaşılmışsa da davaya konu faiz oranlarının uygulandığı tarihte davalı bankanın müzayaka halinde bulunup bulunmadığı hususunda banka kayıtları üzerinde bir inceleme yapılmamıştır. Oysa ki yapılan savunmada davalı Bankanın müzayaka halinde bulunduğu açıkça ileri sürüldüğü gibi davacı tarafa sözleşmede öngörülen faiz miktarının aşırı görülen kısmının ödenmemesi davalı tarafın sözleşmeden dönme iradesini gösterir.
Bu nedenle BK.nun 21. maddesi hükmü uyarınca mahkemece, tahakkuk ettirilen faiz oranlarının öncelikle uyuşmazlık konusu dönemlerde daha sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bankalar dışında kalan banka ve aracı kurumların bildirdiği repo, ters repo ve O/N faizlerinin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda araştırılarak aşırı olup olmadığı, diğer bir deyişle, sözleşmede edimler arasında açık bir dengesizlik (objektif unsur) bulunup bulunmadığı şayet bir nispetsizlik var ise bunun bankanın o tarihlerde içerisinde bulunduğu koşullara göre müzayakasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda (sübjektif unsur) banka kayıtları üzerinde ekonomist, bankacı ve borçlar hukuku sahalarında uzman öğretim üyelerinden oluşacak yeni bir bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Kabul şekline göre de davalı İktisat Bankası T.A.Ş.nin hisselerinin tamamı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ait olan Bayındırbank A.Ş. ile birleştirilmiş olduğunun anlaşılmasına göre gerek hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14 üncü maddesi 5-c fıkrası uyarınca gerekse 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 140. maddesi uyarınca davalı bankanın her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu anlaşılmakla davalı bankanın harç ile sorumlu tutulmaması gerekirken, anılan yasal düzenlemelere aykırı olarak yazılı şekilde davalı bankaya harç yüklenmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy