(4389 S. K. m. 10)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 6. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 01.03.2005 tarih ve 2004/542 - 2005/67 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın uzun süreden beri mudisi olduğunu, personelinin telkini ile hesabındaki parayı bankanın bağlantılı kuruluşu İmar Off Shorre Ltd. Şti.ne yatırdığını, 21.05.2003 tarihinde 01.09.2003 vade tarihli ve %49 faizli olarak bu kuruluşa güvenmemesi nedeniyle tekrar davalı bankaya parasını yatırdığını, vadeli mevduat cüzdanı verdiğini, daha sonra BDDK tarafından anılan bankanın yönetim kurulunun değiştirildiğini, 03.07.2003 tarihli kararı ile de bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığını, yönetim ve denetimin diğer davalıya geçtiğini, 5021 sayılı Yasa'nın 1 inci maddesi hükmü ve de bu hesaptaki paranın daha önce off shore şirketine yatırıldığı gerekçe gösterilerek ödenmediğini, oysa sonradan çıkarılan yasa ile paranın ödenmesinin engel olunamayacağını, kaldı ki paranın 21.05.2003 tarihinde yatırıldığını, uygulamanın yasalara aykırı bulunduğunu, davalı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun sorumluluğunun bulunduğunu, esasen müvekkiline uygulanma ihtimali olmayan 5021 sayılı Yasa'nın anayasaya aykırı bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 1.000.000.000.-TL.nin faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı İmar Bankası A.Ş. vekili, müvekkiline husumet düşmeyeceğini, davacının bankada hesap açılması için müvekkili adına havale çıkardığını, esasen mevduatların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu güvencesi altında olduğunu, davacı hesabının bu tür özelliğinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, davanın idari işlem ihdasından doğduğunu, idari yargının görevli bulunduğunu, off-shore hesap bedellerinin müvekkili sorumluluğunda olmadığını, esasen diğer davalı nezdinde açılmış hesap bulunmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, hesabın İmar Off Shore Ltd. Şti. merkez şubesinde açıldığı, Bankalar Yasası'nın 10 uncu maddesinde tanımı yapılan mevduat dışında kaldığı, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından ödeme yapılmaması yönünde karar alındığı, bu hesabın sigorta kapsamında bir mevduat olup olmadığının idari yargıda tartışılması gerektiği, İmar Bankası'nın bankacılık yapma ve mevduat toplama izninin kaldırılmasından sonra bu hesaptaki paraların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ait olduğu gerekçesiyle, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu aleyhine açılan davada idari yargının görevli olması nedeniyle mahkemenin görevsizliğine, diğer davalı hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalılardan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fon'u hakkındaki davanın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının yerinde olmasına göre, davacı vekilinin anılan davalıya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile bu davalıya yönelik verilen görevsizlik kararının onanması gerekmiştir.
2- Ancak dava, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu Off Shore hesabından mevduata dönüştürülen hesaplar için, Bakanlar Kurulu tarafından, BDDK.nun bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırıldığı tarihten geriye doğru bir ay içinde kıyı bankası hesaplarının Fon'ca sağlanan mevduat güvencesi kapsamına almak amacına matuf olarak bankanın yurtiçi kayıtlarına muhabir bankaca karşılığı ödenmeksizin aktarıldığı tespit edilen hesaplara ilişkin Fon tarafından ödeme yapılmayacağı hususu düzenlenmiştir.
Davacı, alacak davasını, diğer davalının yanında hesabının bulunduğunu iddia ettiği T.İmar Bankası A.Ş.'ne de yöneltmiştir. Anılan banka vekili tarafından verilen yanıtta, banka tüzel kişiliğinin devam ettiği bildirilmiştir. Ayrıca davalı T. İmar Bankası A.Ş. hakkında İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2004/132 Esas sayılı dosyasında iflas davasının görülmekte olduğu da bilinmektedir. Dava konusu hesabın niteliği tartışmalıdır. Bu nedenle, davalı bankanın bankacılık izninin kaldırılması nedeniyle hesaptaki paraların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun sorumluluğunda olduğu gerekçesiyle hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddi doğru görülmemiştir. O halde, mahkemece, dava konusu alacağın bu aşamada da davalı T. İmar Bankası A.Ş.'nden tahsilinin talep edilebileceği, henüz anılan bankanın tüzel kişiliğinin son bulmadığı, yargılama sırasında davalı bankanın iflasına karar verilmesi halinde husumetin davalı bankanın iflas idaresine yöneltilebileceği dikkate alınıp, davanın, anılan banka yönünden bankacılık işlemlerinden kaynaklanan bir alacak davası gibi görülüp sonuçlandırılması ve davalı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu hakkında davacı tarafından idari yargı yoluna başvurulması halinde, açılacak idari davanın bekletici mesele yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davalı banka hakkındaki davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile davalı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu hakkındaki kararın ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy