(3797 S. K. m. 9)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 5. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 21.04.2005 tarih ve 2004/468-2005/242 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dileekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında, 2002 yılından 2002 Aralık ayına kadar süregelen tali acentelik ilişkisi nedeniyle doğan prim borcu davalının ödememesi üzerine başlattıkları takibin davalının itiraz ile durduğunu, takip ile borcun muaccel olduğunu, davalıya tevdi ettikleri trafik sigorta poliçelerinden davalının tahsil ettiği primlerden komisyon alacağını keserek, bakiyesini ödemesi gerektiğini, işlenmeyen poliçelerin olduğu gibi, işlenenlerin ise birer suretlerinin müvekkiline iade de edilmediğini ileri sürerek, 8.842.074.371 TL'nin temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin iddia edilen işlemlerle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, acentalık sözleşmesi imzalamadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının tali acentalık sözleşmesi sunamadığı, sunulan poliçe teslim belgeleri ile çek senet alındı belgelerinde ise davalının imzasının bulunmadığı, sadece davacı imzası taşıyan bu belgelerin davacı lehine delil olma özelliğinin olmadığı, 3797 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu'nun 9 uncu maddesine göre tali acentalık tesisi için sigorta şirketinin gerekli olan iznine ilişkin kanıt da sunulamadığı, tali acentaların prim tahsil ve sözleşme yapma yetkilerinin yasa gereği olmadığı, davalıya boş poliçe verilmesinin de bu nedenle yasal olmadığı, davacının davalıya ihtar da çekmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının, davacı acentenin ait acentesi olarak tahsil ettiği primlerden intikal ettirmesi gereken bölümleri ödemediği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporuna göre, yazılı gerekçelerle alt acentelik sözleşmesinin varlığının kanıtlanamadığı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, hükme esas bilirkişi raporuna karşı yaptığı itiraza ilişkin dilekçesinde, dosyaya ibraz ettikleri cari hesap dökümünde davalının PTT yolu ile yaptığı nakit para havalelerine ve ayrıca çek ile ödemeye ilişkin kayıtlara yer verildiğini, çek alındı makbuzunda ve nakit alındı makbuzunda davalının imzasının bulunmamasının genel ticari teamülden olduğunu, posta havalelerinin ilgili kurumdan araştırılması gerektiğini, bunların aradaki ticari ilişkinin varlığını ortaya koyduğunu, tali acentelik için dava dışı sigortacının davacıya izin vermemesinin, tali acentelik tesisine engel olmayıp, aksine davranışın davacı ile sigortacı arasında hukuki uyuşmazlığa neden olacağını, davalı ile olan hukuki ilişkinin bağımsız ve fiili bir duruma yönelik olduğunu, bu fiili durumun, sigortacılık uygulamalarını ve teamüllerini bilen bir uzman bilirkişiden alınacak rapor ile belirlenmesi gerektiğini bildirmiş ve talep etmiştir.
Gerçekten de, davacı acente olduğuna göre, davalının davacıya bir takım ödemeleri şayet varsa, bu ödemelerin iddia edilen tali acente ilişkisi dışında, başka bir amaç ve neden ile yapıldığını kanıt yükünün davalıya düştüğünün kabulü gerekir. Davalının düzenleyip, müşterilere verdiğini davacının iddia ettiği poliçelerin, davacı acenteden ya da dava dışı sigortacıdan celbedilerek, bu poliçelerde davalının imzasının bulunup bulunmadığının üzerinde durulması, hukuki ilişkisinin var olup olmadığını saptanması bakımından ayrıca yararlı olacaktır.
Bu durumda, bu açıklamalar da gözetilerek, mahkemece, içinde sigortacı bir uzmanın da bulunduğu bilirkişi kurulundan, davacı vekilinin sonucu etkili, esaslı ve belge dayalı itirazları üzerinde yeterince duran ve denetime elverişli olan bir rapor alınması, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy