(Eşyaların Karayolundan Uluslar Arası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi (CMR) m. 8, 17, 23, 25) (818 S. K. m. 44) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 31.03.2005 gün ve 2001/265-2005/264 s. kararın Yargıtay'ca tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve bütün belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirkete nakliyat rizikolarına karşı sigortalı cam emtiasının Hollanda'dan Türkiye'ye davalı tarafından karayolu ile taşınması sırasında hasarlandığını, 10.160.000.000 TL. tazminatın müvekkilince sigortalısına ödendiğini ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yükleme, istifleme ve ambalaj hatasının yaptırdıkları delil tespiti ile tesbit edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen 15.01.2003 günlü bilirkişi kurulu raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, karayoluyla uluslararası nakli davalı tarafından üstlenilen emtianın, taşıma esnasında hasarlanması sebebiyle sigortalısına hasar bedelini ödeyen sigortacının, sigortalısının haklarına halef olarak açtığı tazminat istemine ait bulunmaktadır.
Uyuşmazlığa uygulanması gereken Karayolu ve Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi İle İlgili Anlaşma (CMR)'nın 17/1 inci maddesi uyarınca kural olarak taşıyıcı malları teslim aldığı andan teslim edilinceye kadar, bunların tamamen veya kısmen kaybından ve vukubulacak hasardan sorumlu ise de, aynı Konvansiyon'un 17/4-c maddesi uyarınca, malların gönderici, alıcı veya bunlar adına hareket eden şahıslar tarafından taşınması, yüklenmesi, istif edilmesi veya boşaltılması sebebiyle oluşan hasarlardan dolayı taşıyıcının ibra edileceği belirtilmiştir.
Davaya konu uyuşmazlıkta, yanıt dilekçesinde yüklemenin dava dışı gönderen tarafından yapıldığı savunulmuştur. Yukarda açıklanmaya çalışıldığı üzere, gönderenin, taşıması üstlenilen cam emtiasının yükleme ve istifini yanlış yapmış olması halinde anılan hükümler uyarınca, taşıyıcının tazminatla sorumlu tutulması düşünülemezse de, yükleme ve istif hatasının, ayrıca bir araştırmaya gerek duyulmaksızın kolaylıkla fark edilebileceği hallerde, taşıyıcının durumu gönderene duyurarak onu uyarması MK. nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla uyarının yapılmadığı hallerde, zararın gönderen ile taşıyıcı arasında BK.nun 44'nün maddesi uyarınca paylaştırılması uygun olur. (Bkz.Doç.Dr.Sabih ARKAN, Karada Yapılan Eşya Taşımalarında Taşıyıcının sorumluluğu, 1982 Ankara, sayfa 124).Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir.
Somut olayda, hükme esas bilirkişi kurulu raporunda, yükleme ve istif hatasının bulunduğu, yüklemenin gönderici tarafından yapıldığına dair bir belgenin dosyada bulunmadığı, bu halde yüklemeyi davalının yaptığının kabulünün gerektiği, davalının, zarardan sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Davalı vekili, rapora itirazında, yüklemenin müvekkili taşıyıcıya ilişkin olmadığını, davacının dahi bunun aksine bir iddiasının bulunmadığını, aracın yükleme tesisatına sahip olmadığını, yalnızca taşıma işini üstlendiklerini bildirmiştir. Rapora itirazın bu yönü üzerinde mahkemece, durulmamıştır. Raporda, yüklemenin taşıyıcı tarafından yapılması gerektiği yönünde, sanki bir karine varmışçasına, aksine delil bulunmadığından bahisle, yüklemeyi taşıyıcının yaptığı varsayılmış olup, bu doğru değildir. Yüklemenin taşıyıcıya ilişkin olması ya da olmamasının taraflarca kararlaştırılması olasılığı eşit olup, taraflardan, buna ait deliller sorulup, yüklemenin kime ilişkin olduğu kesin olarak belirlenmelidir. Yüklemenin davalıya ilişkin olmadığının tespiti halinde, yalnızca yüklemeye nezarete ait bir sınır ve seviyede kalan bir kusur hali dışında sorumluluğunun bulunmadığının kabulü gerekir. Nitekim, aynı Konvansiyon'un 8/1.b hükmünde, yükü teslim aldığı sırada, taşımacının, yükün ve bunların ambalajının görünürdeki durumunu kontrol yükümlülüğü altında olduğu, 2. fıkrada, buna ait çekincelerini gerekçeleriyle birlikte belirtmesi gerektiği, 9/2. maddede ise, çekince koymamış ise, yükün ve ambalajların görünüş itibariyle iyi halde olduğunun varsayılacağı öngörülmüştür.
Bu halde mahkemece, bu davalı vekilinin savunması üzerinde yeterince durularak, yüklemenin taşıyıcıya ilişkin olmadığının belirlenmesi halinde, kusurun ağırlıklı bölümü yükleyen üzerinde bırakılacak şekilde, davalılardan taşıyıcının müterafik kusur oranı belirlenerek, oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı biçimde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Öte yandan, CMR Konvansiyonu'nun 23. maddesi hükmü, malların kısmen veya tamamen kaybından dolayı talep edilebilecek tazminat miktarının hesaplama şeklini düzenlemiştir. Kısmi hasar halinde bu madde uygulanamaz ise de bu kez hem zarar miktarı hem de sorumluluk sınırı açısından CMR Konvansiyonu'nun 25 inci maddesi hükmü uygulanmalıdır. Bu hüküm uyarınca zarar ve ziyan vukuunda taşıyıcı, malların 23. madde 1, 2 ve 4 üncü paragrafları gereğince tesbit edilen değerine göre hesaplanmış kıymetten düşme karşılığı olan bedeli öder. Ancak tazminat, mallar kısmi hasara uğramış ise eksilen kısım için ödenmesi gereken miktarı geçemez. Somut olayda da taşınan emtianın kısmi hasara uğraması söz konusu olduğundan, mahkemece hükmedilecek tazminat miktarı hesaplanırken, CMR Konvansiyonu'nun 25 inci maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, bu madde hükümleri tartışılmadan belirlenen tazminat miktarı eksik incelemeye dayalıdır.
Diğer yandan, kırılmış ve çizilmiş camların, otomobillerde bir daha kullanılamayacağı, bilirkişi raporunda, kabul edilmiş ise de, camların bu hali ile en azından hammadde olarak cam imalat sektöründe kullanılması olasılığının bulunup bulunmadığının tartışmasız bırakılması, rapora bu yönden yapılan davalı itirazının üzerinde mahkemece, durulmaması da doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, sair bentte açıklanan nedenlerle, sair temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy