(818 S. K. m. 103, 105) (Hırsızlık Sigortası Genel Şartları A.3) (HGK. 07.05.2003 T. 2003/15-302 E. 2003/330 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 19.04.2005 gün ve 2001/493 - 2005/320 s. kararın Yargıtay'ca tetkiki taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve bütün belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin deri konfeksiyon atölyesini bütün işyeri sigorta poliçesi ile davalı sigortacıya sigorta ettirdiğini, 08.01.2001 günü 2298 kuzu kürkünün ve 1.399 Sepilli Tilki Derisinin çalındığını, poliçede yazılı Kürk Hariç ibaresini gerekçe göstererek sepili tilki derisinin ödenmediğini, kuzu kürkünden 1800 adedinin ödendiğini, müzayaka hali sebebiyle ibraname imzalandığını Kürk Hariç ibaresi ile ziynet eşyası niteliğinde olan kadın giysisi ibaresinin kastedildiğini, aksesuar olarak kullanılan sepili tilki derinin kürk sayılamayacağını, atölyede tilki derisi, kuzu ve koyun derisi işlendiğini, bunların sigorta kapsamına aldırılmamasının faaliyetin gaye ve doğasına aykırı olacağını, tilki derisinin teminat dışı tutulmasının sektördeki yerleşik uygulamaya aykırı olduğunu, Hırsızlık Sigortası Genel Şartları'nın A-3/3.7-d maddesinde, ipek hali gibi kıymeti yüksek, işlenmiş ve kullanmaya hazır emtianın kürk olarak tanımlandığını, işlenmemiş ve aksesuar amaçlı olarak kullanılmak üzere hammadde biçiminde bulundurulan tilki derisinin ziynet eşyası anlamında kürk olarak kabulünün mümkün olmadığını, olaydan üç ay sonra ödemesi yapılan 1800 kuzu derisi sebebiyle devalüasyon karşısında zarara uğradıklarını, gerçek zararların karşılanmadığını ileri sürerek, şimdilik 5.000.000.000 TL. munzam zarar ile bedeli ödenmeyen 499 kuzu kürkü ve 1399 Sepili Tilki Derisi için şimdilik 5.000.000.0000 TL. olmak üzere toplam 10.000.000.000 liranın ıslah dilekçesi ile 60.000.000.000 TL. daha tazminatın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanında ödeme yapıp ibraname aldıklarını, Sepili Tilki Derisi'nin Kürk kapsamında ve teminat dışı olduğunu, kürklerin sürpsim gerektirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplam kanıtlara göre, davacı işyerinin deri konfeksiyon mağazası olup, imalat yapılmadığı, poliçede ziynet eşyası niteliğinin bulunup bulunmaması ayrımı yapılmadan, kürk hariç tutulduğu, sepili tilki derisinin aksesuar olarak kullanılmasının kürk niteliğini değiştirmeyeceği, davacı işyerinde, ziynet eşyası olan işlemi bitmiş kürk bulunmadığı, işyerinde bulunan yarı mamul sepili tilki derilerinin kürk olarak poliçe teminatı dışında tutulduğu, 05.05.2003 ve 09.04.2004 günlü muhalif görüşleri doğru olduğu, asıl zararı tazmin etmeden munzam zarar talebinin zamansız ileri sürüldüğü, ödenmeyen 499 kuzu kürkü için davacının 6.554.000.000 TL. bakiye tazminata hak kazandığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, sair istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, işyeri sigorta poliçesine dayalı tazminat alacağına ilişkindir.
Davacının işyeri, mahkemenin kabulünün aksine imalat yapılan atölye olup, poliçede, kürk hariç ibaresine yer verilmiştir. Dava konusu istem kalemlerinden birinin konusunu oluşturan sepili tilki derisi (kürkü), uzman bilirkişi ve kuruluşların dosyaya yansıyan görüşlerine göre, taşlanmış, işleme sokulmuş, daha işlem görecek, yek pare gövdeden oluşmayan, aksesuar olarak kullanılacak olan, yarı mamul ürünler olup, yek pare gövdeden oluşan, tamamı giyim eşyası olarak kullanılacak olan ve ziynet niteliği taşıyan, işlem görmesi bitmiş ürünler ise, kürk olarak tanımlanmıştır. Poliçede, bu biçimde ayrım ve tanım yapılmadığına, yarı mamul olan kürklerin de teminat dışı tutulduğu açıkça belirtilmediğine göre, poliçe ile sadece, işlem görmesi bitmiş, ziynet niteliği olan kürklerin teminat dışı tutulduğunun kabulü gerekir. Nitekim, davalının, kuzu kürküne ait istemleri ödemesi, sepili tilki derisi(kürkü)ne ait istemleri teminat dışı tutması, esasen, çelişki oluşturmaktadır. Davacının faaliyetinin gaye ve doğasına uygun olan, sepili tilki derisi (kürkü) olan ürünleri teminat altına aldırmaktır. Sürprim gerekenlerin, ziynet niteliği olan kürkler olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, mahkemece, aksi yöndeki bazı yorum ve varsayımlar ile bu istemin ilke olarak reddi doğru olmamıştır.
2- Davacının sair bir istemi ise, ödemesi yapılan kuzu kürklerin geç ödendiği iddiasına dayalı munzam zarar alacağının tahsili istemine ilişkindir.
BK.nun 105. maddesine göre alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür.
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen gecikme faizi ödeme yükümü altına girer. Bu halde BK. 103 uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O sebeple alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın kanun gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Bunun dışında, alacaklının uğradığı zarar temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise davada uygulanması gereken BK.nun 105. maddesi gündeme gelir.
O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105 maddesi), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içerisinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi (BK. md.105/2 maddesi) takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemez.
Borçlar Yasasının 105/2. maddesi uyarınca hakim esasa ait bir karar verirken, karar gününe kadar gerçekleşmiş olan munzam zararın dahi tahsiline hükmedebilir denilmiş ve böylece munzam zararın istenebilmesi için asıl alacağın ve faizinin tahsil edilmiş olmasının zorunlu bulunmadığı biçiminde bir düzenleme yapıldığı düşünülebilinir ise de, bu düşüncenin munzam zararın tazmin ilkesine aykırı olduğu açıktır. Bilindiği gibi kişinin zararı temerrüt faizi üzerinde olabilir. Borçlar Yasasının 105. maddesi uyarınca aşkın zararın istenebilmesi için alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan aşkın bir zararının gerçekleşmesi, bu aşkın zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunması en önemlisi borçlunun kusursuzluğunu kanıtlayamamış olması gerekir. Asıl alacak davasında, asıl alacağın ve faizinin tahsil edilmesi ve davacının gerçek zararının netleşmesi, buna rağmen karşılanmamış aşkın bir zarar var ise buna hükmedilmesi gerekir. Nitekim madde de açıkça Derhal Takdir Olunabilecek zarardan söz edildiğine ve davacının asıl alacak ve faizine ait zararı netleşmeden munzam zarar davasının açıldığı durumlarda Borçlar Yasasının 105. maddesinde yazılı derhal takdir olunabilme şartları oluşmadığından bu gerekçe ile davanın reddi gerekir. (YHGK.nun 7.5.2003 gün ve 15-302/330 s. ilamı bu yöndedir.)
Ne var ki, somut olayda, henüz ana para ve faizi tahsil olunmadan munzam zarar alacağı talep edilmiş olmayıp, ödenen kuzu kürklerin geç ödendiği, devalüasyon karşısında, gerçek zararlarının karşılanmadığı iddia edilerek, munzam zararın tahsili açıkça istenilmiştir. Bu itibarla, bu istemin ilke olarak kabulü ile esasa girilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, tahsil edilmeden önce munzam zarar talep edildiği gerekçesiyle, istemin zamansız bulunması suretiyle, istemin yorumunda yanılgıya düşülmesine bağlı yazılı biçimde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
3- Davalı vekilinin temyizine gelince; davanın ıslah edilen miktarları dahil toplam isteme karşılık, red edilen bölüm 63.446.000.000 TL. olup, bunun üzerinden davalı yararına nispi vekalet ücreti hesaplanması gerekirken, eksik vekalet ücretine hükmedilmesi kabul şekli bakımından doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarda 1 ve 2 no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin, 3 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına ayrı ayrı BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 30.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy