(556 S. KHK. m. 7)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 16/05/2006 tarih ve 2005/747-2006/288 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılardan TPE vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Abdullah Turgut tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketçe müvekkilinin tanınmış markası “BLACK&DECKER” ile özdeş “BLACK DECKER” ve “Decker” ibaresini içeren “Harvey Decker” markalarının farklı sınıf emtialar için yaptığı marka tescil başvurusuna yönelik itiraz ve yeniden inceleme ve değerlendirme girişimlerinin davalı kurumca reddedildiğini ileri sürerek, müvekkiline ait markaların tanınmış marka olduğunun tespiti ile davalılardan TPE kayıtlarına tanınmış marka olarak tesciline, ret kararının ve eğer tescil edilmişse davalı markasının iptalini, markaya tecavüz ve haksız rekabetin önlenerek sonuçlarının ortadan kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, davanın reddini savunmuştur.
Davalı Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı vekili, markalar birbirlerine benzese de, kullanıldıkları sınıfların farklı olduğunu, tanınmış marka iddiasının belgelenemediğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine, Dairemizce, “Tanınmış marka kavramı iç hukuk mevzuatında ve yabancı yasalarda tanımlanmamış, bu konuya içtihatlar ve öğretide açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Dairemizin birçok kararında tanınmış marka, bir kişiye veya girişime sıkı bir biçimde bağlılık, güvence, kalite, reklam gücü, yaygın bir dağıtım ağına bağlı, müşteri ve diğer subjektif ilgi ve ilişkiler ayrımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredekilerce refleks halinde beliren bir çağrışım olarak tanımlanagelmiştir.
Öğretide ise, tanınmış marka kavramı ile bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunmuş markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesi’ne üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markaların bir tanıma girdiği belirtilmiştir. (Bkz. Prof. Dr. Ü. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İst-1999, Sh.379 vd.)
Ayrıca öğretide, markanın ülke ve uluslararası alanda bu niteliğe sahip olabilmesi için bir işletmeyi veya ürünlerinin hizmetlerini simgelemesi ya da üstün bir niteliğe sahip olduğunun yaygın kabul görmesi gerektiği, tanınmış markanın iki işlevinin olduğu, bunlardan ilkinin her markada olduğu gibi diğer rakip mallardan ve hizmetlerden kendi mal ve hizmetini farklılaştırması, ikincisinin ise, her türlü rekabet kaygısı dışında yüksek bir kaliteyi sağlaması olduğu görüşü ortaya atılmıştır. (Bkz.Dr.H.Yasaman, Tanınmış Markalar, Halil Arslanlı’nın Anısına Armağan, İst.1978, Sh.691 vd.)
Paris Sözleşmesi’nin 1 nci mükerrer 6 ncı maddesiyle de, sözleşmenin tarafı olan ülkelerce menşe ülkede yöntemince tescil edilmiş markanın koruma göreceğini üstlendikleri öngörülmüştür.
556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7/(ı) maddesi de buna paralel düzenlemeyle sahibince izin verilmeyen Paris Sözleşmesi’nin 1 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre tanınmış markaların mutlak ret nedeni olarak gözetileceğini hükme bağlamıştır.
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Tanınmış Markalar Uzmanlar Komitesi’nce tanınmış marka konusunda belirlenen ölçütler de, yapılacak marka tescil başvurularında gözönünde tutulması gerekecektir.
Yapılacak inceleme sonucunda davacı markasının tanınmış marka olduğu sonucuna varılırsa, başka mal ve hizmetler için de tescil engeli ortaya çıkacaktır.
Esasen Dairemizce öteden beri, Paris Sözleşmesi tarafı olan bir ülkede tescilli tanınmış marka ve bu markayı taşıyan ürünlerin ülkemizde hiç tanınmamış olması halinde bile sözleşmenin mükerrer 6 ncı maddesi uyarınca iç hukukta koruma göreceği benimsenmiştir.
Öte yandan, ülkemizin tarafı bulunduğu TRIPS Anlaşması’nın 16/2 nci maddesiyle tanınmışlık olgusuna daha net ölçütler getirilmiş, markanın ilgili sektörde herkesçe bilinirlik kazanmasının tanınmış marka kabulünde etken olduğu vurgulanmıştır.
Kararın dayandırıldığı bilirkişi raporunda ise, yapılan açıklamalarda yatan ilkeler ve özellikle TRIPS maddesinin 16/2 nci dikkate alınmamıştır.
Bu durum karşısında, davacı markasına ilişkin sunulan kanıtlar, diğer ülkelerdeki tescillerin içerdiği sınıflara göre en azından sektörel bazda tanınmış marka niteliği taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi, gerekirse yeni ve bu konuda bir bilirkişi kurulundan görüş alınarak, uyuşmazlığın değinilen ilkeler ışığında çözümünde zorunluluk görüldüğünden, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak verilen kararın bozulması gerekmiştir.” İbareleriyle bozulmuştur. Mahal mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, yukarıdaki ilkelerinde irdelendiği bilirkişi raporu doğrultusunda, davacı markasının 556 sayılı KHK’nin 7/1-i ve 8/4 anlamında tanınmış marka olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacı markasının tanınmış marka olduğunun tespiti ile tanınmış marka statüsünün davalı TPE tarafından kayıtlara alınmasına, 1999/3168 sayılı başvuruya ilişkin YİDK kararının iptaline, davalılardan şirketin 1999/3168 nolu markasının hükümsüzlüğüne, markaya tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesine ilişkin istemlerin ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılardan TPE vekili temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılardan TPE vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılardan TPE vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 YTL. temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 25.10.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)