(5237 S. K. m. 240, 257) (6762 S. K. m. 342)
Taraflar arasında görülen davada A. Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 02.03.2006 tarih ve 2002/13-2006/38 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl davada, M.P.'nin müvekkili şirketin kurucu ortağı ve müdürü iken ortaklıktan ayrıldığını, pay devrinin ardından diğer ortaklar tarafından şirketin ticari defter ve kayıtlarını üzerinde yapılan incelemeler sonucu şirketin aktifinde bulunması gereken 8.798.000.000 TL nakit para ile 14.288.861.000 TL tutarındaki kıymetli evrağın davalı tarafından diğer ortakların rızası hilafına ve haklı bir neden olmaksızın alındığının belirlendiğini, ayrıca davalının rekabet yasağına da aykırı davrandığını ileri sürerek, davalı tarafından alınan 8.798.000.000 TL'nin ve 14.288.861.000 TL tutarındaki kıymetli evrağın veya bedelinin faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davalının müvekkili şirketi ile olan rekabet yasağını ihlali nedeniyle 2.000.000.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınmasını talep ve dava etmiş, birleşen davada ise davalı M. P.'nin mal kaçırma kastıyla hareket ederek üzerine kayıtlı taşınmazı K. A. U.'ya devrettiğini ileri sürerek, muvazaalı satış işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı M. P. vekili, davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
Birleşen dava davalısı K. A.U., satış işleminin gerçek olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre davacı tarafça kıymetli evrağın davacı şirketin ve diğer ortakların bilgisi dışında davalı tarafından alındığı iddiasının kanıtlanamadığı, kıymetli evrakın davacı şirket yetkilileri tarafından davalıya verilmiş olduğu sonucuna varıldığı, kasa açığının tespit edildiği tarihin davalının ayrıldığı tarihten yaklaşık 9 gün sonrası olması nedeniyle kasa açığından davalı M. P.'nin sorumlu olduğu hususunun da kanıtlanamadığı, bu nedenlerle davacının alacak talebinin ve manevi tazminata yönelik davası ile asıl dosyada belirlenmiş bir alacağının bulunmaması karşısında birleşen davanın da reddi gerektiği belirtilerek, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile ceza yargılaması sırasında davacı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili bulunan H. G.'nin mahkeme huzurunda verdiği beyanda 14.288.861.000 TL'nin M. P.'nin önceden şirkete verdiği 8.500.000.000 TL'ne saydıklarını açıkça belirtmesine, bu beyanın davalı M. P.'nin yaptığı savunma ile aynı yönde bulunmasına göre davacı şirketin 14.288.861.000 TL tutamdaki kıymetli evrakın iadesine veya bedelinin tahsiline ilişkin isteminin reddine ilişkin hüküm yerinde olup, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, şirket ortaklığından ayrılan davalının ayrılırken müdürlük görevini de kötüye kullanmak suretiyle diğer ortakların rızası dışında ve haklı bir neden olmaksızın aldığı kıymetli evrak ve nakit paranın tahsili istemine ilişkindir. Davalıdan iadesi istenen kıymetli evrakın davalıya şirkete önceden verdiği nakit para karşılığı verilmiş olduğu davacı şirket temsilcisinin mahkeme önündeki ikrarı ile anlaşılmış olduğundan davanın kıymetli evrakın iadesine yönelik istem bakımından yerinde olmadığı anlaşılmışsa da davada davalının ayrılırken şirketin kasasında bulunması gereken 8.798.000.000 TL'ni da haksız olarak aldığı iddia edilmektedir. Bilirkişiler tarafından davacı şirket kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu davacı şirket kayıtlarına göre kasada 8.798.000.000 TL açık bulunduğu, bu kasa açığının o zamanki müdür davalı adına borç kaydedildiği, davalının söz konusu miktar yönünden geçerli bir savunmasına rastlanılmadığı, bu nedenle anılan miktardan sorumlu tutulması gerektiğinin belirtilmesine rağmen mahkemece kasa açığının tespit edildiği tarihin davalının şirketten ayrıldığı tarihten yaklaşık dokuz gün sonra olduğu, bu açıktan davalının sorumlu bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacının nakit paraya yönelik isteminin reddine karar verilmiştir. Bilirkişiler tarafından düzenlenen ek raporda da açık tespitinin davalının şirket ortaklığından ayrıldığı 13.09.2001 tarihinde yapıldığı ancak bunun kayıtlara 20.09.2001 tarihinde yansıtıldığı belirtilmiştir. Bu durumda davacı şirkete ait defter kayıtlan üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak davalının ayrıldığı tarih itibariyle şirket kasasında ne kadar nakit para bulunması gerekirken ne kadar bulunduğu veya kasanın ne kadar açık verdiği hususlarının belirlenmesi, eğer kasa açık veriyor ise bu durumun nedeni, söz konusu kasa açığının hangi sebebe dayandırılarak muhasebeleştirildiğinin açıklığa kavuşturularak sonucuna göre davalının ayrıldığı tarih itibariyle kasada bulunması gereken paranın davalı tarafından alındığı sonucuna varılırsa bu kez davalının anılan miktarı şirketten almaya hakkının olup olmadığının davalı tarafından geçerli delillerle kanıtlanmasına olanak tanınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken nakit para istemine ilişkin davada eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararı davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.12.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy