(2004 S. K. m. 67) (1163 S. K. m. 17, 23)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 10.10.2006 tarih ve 2006/151-2006/301 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 07.10.2008 gününde davalı avukatı Hilal Küey gelip, davacı avukatı tebliğe rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, yükleniciye, vergi dairesine ve SSK'ya olan borçların ödenmesine yönelik olarak 16.10.2004 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan karar uyarınca davalıya karşı başlatılan icra takibinin haksız itirazla durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini ve icra inkâr tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kooperatif ortaklığından ayrılan müvekkilinin kooperatifçe ibra edildiğini, daha sonra kararlaştırılan aidattan sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini ve % 40 kötüniyet tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, kooperatifle ilişiği kesilen ve ibra edilen davalı ortağın ortaklık ödenti ve faizlerinden sorumlu tutulamayacağı, davalının kötüniyet tazminatı isteminin dayanaksız olduğu gerekçesiyle davanın ve davalı tarafın kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ve katılma yolu ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı kooperatif vekilinin temyizine gelince;
Dava, 16.10.2004 günlü kooperatif genel kurulunca kararlaştırılan alacağın kooperatifin istifa yolu ile ayrılan eski ortağından tahsili için girişilen icra takibine yönelik itirazın iptali ve icra inkâr tazminatının davalıya ödetilmesi istemine ilişkin olup, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı kooperatifçe 1999 yılında kat karşılığı alınan arsa üzerine yapımına başlanan ve (22) dairesi arsa malikine, (22) dairesi kendi ortaklarına tahsisli (44) dairelik blok apartman inşaatı 2004 yılında bitirilmiş, o yılın Mart ayında kooperatif yönetim kurulu başkanı ve müdürü ile davalının da bulunduğu bir kısım ortaklarla ayrı ayrı imzalanan ibraname başlıklı belgelerle önceden kararlaştırılan ve ödenen aidattan ayrı olarak hesaplanan (25.500) YTL.nin bir kısmının peşin, kalanın (12) eşit taksitte ödenmesi halinde ibraname tarafı ortak adına kat mülkiyeti kurulması, tapuların çıkarılması ve kooperatifin inşaat ve vergi, resim, harç, SSK primi gibi borçlarından ilgili ortağın ibra edileceği düzenlenmiş, bu ibranameyle öngörülen ödemede bulunan davalı ve aynı durumdaki diğer ortakların istifa yolu ile ortaklıktan ayrılmaları yönetimce kabul edilmiş ve davalıya isabet eden bağımsız bölümle ilgili olarak davalı adına 31.03.2004 tarihinde kat irtifakı tapusu çıkartılmıştır.
İçeriği özetlenen bu ibranamelere 21.06.2003 günlü genel kurul toplantısında göreve getirilen iki denetçiden (aynı zamanda davalının eşi olan) Hamdullah Akgül tarafından düzenlenerek imzalanan 23.06.2004 tarihli raporla yer verilmiş, (25.500) YTL borcun bakiyesini de çek ve senetlerle ödeyenlerin kooperatifle bir ilişkisinin kalmadığı belirtilmiş, bu yolda düzenlenen denetçi raporu 26.06.2004 günlü olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu başkanınca okunmuş, rapor hakkında söz alan ortak çıkmamış, yönetim ve denetim organları katılanlarca oybirliği ile ayrı ayrı ibra edilmiştir. Mahkemece, bu gelişmeler ve olgulardan yola çıkılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Ayrılan ortağın kooperatifin varlığı üzerindeki haklarını düzenleyen 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 17 nci maddesinde ayrılan ortağın çıkma payının ortaklıktan ayrıldığı yıla ait bilanço esas alınarak hesaplanacağı belirtilmiştir. Buna göre, ayrılan ortağın kooperatif malvarlığı üzerinde bir hakkı bulunmamaktadır. Uyuşmazlığı doğuran işlemlerle ise davalının kooperatif ortaklığından ayrılmasına rağmen yapacağı bir miktar ödeme ile kendisine isabet eden dairenin tapusunun verileceği kararlaştırılmıştır. Bu durum anılan yasanın 17 nci maddesi hükmüne ve özellikle 23. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olarak bir kısım ortaklara farklı statü ve ayrıcalık sağlayıcı mahiyet taşımakta olup, kooperatif hukukunun temel müessese ve ilkelerini zedeleyici sonuçlar doğurmaktadır. Kural olarak, kooperatiflerde farklı statüde ortaklık oluşturulması geçersiz olup, böyle bir ortaklığın ihdası ancak geçerli bir genel kurul kararı ile mümkündür. Yönetim kuruluna genel kurul tarafından yetki verilmedikçe veya yönetim kurulunun bu yöndeki işlemleri genel kurulda onaylanmadıkça farklı statülü ortaklık yaratan işlemlerin geçerliliği bulunmamaktadır.
Dosya kapsamından, davacı kooperatif genel kurullarında yönetime bu yolda bir yetki verilmediği, yönetimce bir kısım ortaklarla imzalanan ibraname başlıklı belgeler ve bu belgeler içeriği doğrultusunda sonradan icra edilen işlemlerin icazet anlamında genel kurulca tasvip gördüğü yolunda karar alınmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
İbranameye konu işlemlerin yönetim kurulu faaliyet raporunda yer aldığı ve bu hususun 26.06.2004 tarihli genel kurulda tartışıldığı öne sürülmemiştir. Sadece yukarıda değinildiği gibi denetçilerden biri tarafından düzenlenen ve ibranamelerin niteliği ile hukuki sonuçlarına yorum getiren raporunun genel kurulda okunması ve daha sonra denetçilerin ibra edilmesi açıklanan ilkeye uygun olarak davalı ortağın bu şekilde ortaklıktan ayrılmasının genel kurulca kabul edildiği anlamına gelmemektedir.
Kooperatif ortaklığı statüsünden farklı durum ve sonuçlar doğuran yönetim tasarruflarının 26.06.2004 tarihli genel kurulda kabul edildiği varsayılsa bile ibranamelerde ödenmesi taahhüt edilen miktarın o tarih itibariyle davalı ve onun durumundaki diğer ortakların kooperatifin inşaat ve diğer tüm borçlarından paylarına düşen gerçek payı ifade etmesi zorunludur. 1163 sayılı Kanun ve 23. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi bunu gerektirmektedir.
Bu bakımdan, kooperatifin tüm kayıt, defter, belge ve dayanakları üzerinde uzman bilirkişilere inceleme yaptırılarak,
16.10.2004 günlü genel kurul toplantısında ibraname uyarınca ayrılanlar dahil 20.11.2004 tarihinden itibaren her ortağın 12 aylık eşit taksitlerle toplam (24.000) YTL ödemesine ilişkin (2) nolu gündem maddesi görüşülerek alınan karara konu borcun bileşenlerinin ve kaynağının belirlenmesi, bu ödemeyi gerekli kılan borcun davalının ortaklıktan ayrılmasından önceki döneme ait olması halinde davalının ibraname uyarınca kooperatife ödediği (25.500) YTL'nin 20.11.2004 tarihine taşınarak güncellenmesinden sonra dahi kooperatif borçlarından dolayı payına isabet eden bakiye borcunun kalıp kalmadığı irdelenip ibranamenin, davalı ortağın kooperatifin borçlarından dolayı ödemesi gereken payını hakkaniyet ve eşitlik ilkesine göre yansıtıp yansıtmadığı ve ayrılan ortakların ibranameye konu ödemeleri dışında kooperatife borçlarının bulunup bulunmadığı belirlendikten sonra icra takibine konu edilen borçtan dolayı davalının sorumluluğunun varlığı ve niceliğine dair karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve sınırlı çerçevede yapılan değerlendirmeyle sonuca gidilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentteki nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı kooperatif yararına BOZULMASINA, alınmadığı anlaşılan 60.00 YTL temyiz başvuru harcının temyiz edenden alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy