(4721 S. K. m. 1023, 1024) (1086 S. K. m. 237) (818 S. K. m. 28) (743 S. K. m. 931, 932)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 05.05.2004 tarih ve 2001/135 2004/200 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A. O. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, daha önceden müvekkillerinin mülkiyetinde olan taşınmazın, davalı banka ve bankanın kredi borçlusu Ö. A.'in danışıklı biçimde müvekkilleri aldatarak, iradelerini fesada uğratmak suretiyle Ö'a satıldığını ve satış bedeline karşılık 100.000.000.000.-TL.lık çek ile 13 adet bono karşılığında toplam 3.000.000 USD ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalı bankanın itibarlı müşteri olduğu konusundaki telkinlerine dayanılarak taşınmazın tapusunun 11.03.1997 tarihinde alıcıya devredildiğini, baştan itibaren danışıklı olarak hareket eden bankanın alıcıdan olan yüklü miktarda kredi alacağını teminen hemen taşınmaz üzerine ipotek koydurduğunu, ancak, satış bedelinin peşinatı niteliğindeki 100.000.000.000.-TL.lik çekin ibrazında alıcı Ö.'ın mahiyetinde çalıştırdığı bir şahsa çeki zayi ettiğinden bahisle iptal ettirip ödeme yasağı kararı aldırdığının öğrenildiğini, Ö'ın pek çok kez karşılıksız çek keşide etmiş ve bu nedenle T.C. Merkez Bankası'nca davalı bankaya çek hesabı açmaması ve çek defteri verilmemesi bildirilmiş bulunmasına rağmen davalı bankanın alıcıya çek defteri vermeye devam ettiğini, ipotek karşılığı kredi verme işlemlerinin devlet banklarında uzun süre olmasına rağmen anılan taşınmaz teminat alınarak 6 gün içinde ipotek tesis edildiğini, keza bu şahsın davalı bankadan defalarca ve yüksek miktarda usulsüz kredi kullanarak bankayı zarara uğrattığını, ipotek tesisinden sonra Ö.'a yeni kredi verileceği söylenmesine rağmen, kredi yerine dövize nakit teminat mektubu verildiğini ve Ö.'ın yurt dışı kaynaklarda mektubu nakde çevirdiğini, bu tür usulsüz işlemlere dayalı olarak, banka şube müdürü M. Ç. ve H. Y. Y.'ın ceza davasında mahkum olduklarını, keza Ö. firmasına usulsüz krediler verilmesine dayalı olarak görevi suiistimal suçundan Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldığını, bütün bu olgulara göre bankanın Ö. ile birlikte hareketle müvekkillerini kandırdıklarının sabit olduğunu, Ö. aleyhine açılan dava ile satış işleminin fesih ve iptal edildiğini, ancak takyidat hakkında banka davada tarafı olmadığından hüküm kurulmadığını ileri sürerek, taşınmaz üzerindeki davalı banka lehine tesis edilmiş ipoteğin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin Ö. A. firmasının kullandığı kredileri temin etmek üzere MK.'nun 931 nci maddesinde düzenlenen tapuya güven ilkesi gereğine ipotek koydurduğunu ve kredi borcunun ödenmemesi borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine girişildiğini, ipoteğin tesisinden sonra satışın iptal edilmesinin takyidatı etkilemeyeceğini, kaldı ki iptal davasında bankanın iyiniyetli olduğunun hükme bağlandığını ve takyidatın davacıları zararlandırma kastıyla kötüniyetli konulmadığının belirtildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara, ceza dava dosyaları ve satış sözleşmesinin iptali dosyası içeriklerine göre, ipotek konusu taşınmaz önceden davacılar adına kayıtlı iken dava dışı G. Ö. A.'e 100.000.000.000.-TL.'sı çek ile ve bakiyesi ise 13 adet dolar bazında düzenlenmiş bonolara karşılık satıldığı, satışın hemen akabinde davalı bankanın zamanki görevlilerinin de imzalarını içeren resmi senette banka lehine Ö. firmasına kullandırılan kredilerin teminatını oluşturmak üzere ipotek kurulduğu, firma lehine usulsüz kredi kullandırılması nedeniyle bankayı zarara uğratan ve ipotek belgesinde imzası olan kişiler aleyhine bankayı zarara uğratan ve ipotek belgesinde imzası olan kişiler aleyhine açılan ceza davasının mahkumiyetle sonuçlandığı ancak, erteleme yasası kapsamında Yargıtay'ca kararın bozulduğu, sonuçta sanıklar hakkında ön ödeme nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi tarafından erteleme kararının kaldırıldığı, tapu iptali davasında mahkemece davada taraf olmayan banka hakkında ipoteğin davacıları zarara sokmak kaydıyla konulduğunun kanıtlanamadığı yönünde gerekçe oluşturmuş ise de, böyle bir gerekçenin HUMK'nun 237 nci maddesine aykırı olduğu gibi, satış sözleşmesinin baştan geçerli olduğu, ancak alıcı Ö. A.'in satış bedelini ödememesi nedeniyle feshedildiği... gerekçesinin de yerinde olmadığı, zira, taşınmaz satış bedelinin protokolde belirtilen tutarının 2.200.000 USD olarak belirlenmiş olmasına rağmen tarafların tapu memuru önünde gerçek iradelerini gizleyerek 100.000.000.000.-TL bedel gösterdikleri ve bedelin tamamının ödendiğinin belirtildiği gibi, satış bedeline karşılık davacılara verilen çekin, keşidecinin elemanı tarafından açılan hasımsız iptal davası ile iptal ettirilip ödeme yasağı konulduğu, ayrıca diğer taksitlerin de ödenmediği, bu durumun alıcının baştan itibaren satış bedelini ödemeyi düşünmediğini ve satıcıları aldatarak mülkiyeti iktisap ettiğini gösterdiği, bu nedenle BK'nun 28 nci maddesi gereğince satışın baştan beri geçersiz olduğu, tapu iptali davasının bu gerekçeyle kabul edilmesi yada satış akdi baştan geçerli kabul edildiği takdirde de davanın reddine karar vermesinin gerektiği, mevcut durum karşısında TMK'nun (eski MK.nun 932 nci) 1024 ncü maddesine göre ayni hak yolsuz tescil e dayanıyor ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişilerin bu tescile dayanamayacağı, somut olay bakımından davalı banka şube müdürünün Ö.A.'in ödeme güçlüğü içinde olduğunu bilmesine rağmen usulsüz kredi kullandırdığı ve onunla yakın temas içinde olduğu, taşınmazı hilali iktisabında bilgisi bulunmasına rağmen ipotek akdinde bankaya temsil ettiği, bu nedenle bankanın iyiniyetli olduğunun kabul edilemeyeceği ve TMK'nun 1023 ncü maddesinde öngörülen, iyiniyeti koruyan hükümden yararlanamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulüne ipoteğin iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacılara ait taşınmaz üzerinde davalı banka lehine kurulmuş olan ipoteğin, kredi borçlusu ile banka görevlilerinin davacının iradesini fesada uğratmak suretiyle oluşturulduğu iddiasına dayalı ipoteğin iptali istemine ilişkindir. Davacılar, önceden maliki oldukları taşınmazı dava dışı Ö. A.'e satmışlar, Ö.'nın davalı bankadan kullandığı kredilerin teminatını oluşturmak üzere taşınmazın tapu kaydına davalı banka lehine ipotek tesis edilmiş, davacıların taşınmazı satın alan Ö. aleyhine açtığı tapu iptali davası sonucunda taşınmaz yeniden davacıların adına tescil edilmiş, ancak üzerindeki davalı banka lehine yapılan ipotek baki kalmıştır.
Dava dilekçesinde taşınmazın satışından önce davalı banka görevlilerinin alicinin güvenilirliği ve itibarlı müşterileri olduğuna ilişkin olarak davacıların kandırıldığı ileri sürülmüş ise de bu konuda herhangi bir delil bulunmamaktadır. Banka görevlileri hakkında açılan ceza davası ise bankanın yakınması üzerine usulsüz kredi kullandırılmasına dayalı olarak açılmış davalar olup, anılan davalarda Ö. A. ile banka görevlileri arasında el ve işbirliği bulunduğuna ilişkin kesin bir belirleme yapılmamıştır.
Bu davadan önce davacıların taşınmazı satın alan Ö. A. hakkında açtıkları tapu iptali ve tescil davasında banka taraf olmamıştır. Kesinleşen kararda, tapu iptali nedeni olarak alıcı Ö.'ın satış bedelini ödememiş olması gösterilmiş, mahkemenin bu kararını davacılar gerekçe açısından temyiz etmemiştir. Bu durumda kesinleşen ilamdaki satış bedelinin ödenmemesine dayalı iptal gerekçesi davacılar açısından bağlayıcı hale gelmiştir. Eldeki davada mahkemenin kesinleşen ilamdaki gerekçenin yerinde olmadığını tartışıp farklı bir gerekçe ile davanın kabul edilmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmesi usule aykırıdır. O halde, kesinleşen ilama rağmen alıcı Ö. A.'e yapılan satışa dayalı tescilin yolsuz olduğu ve yolsuz tescil sonucunda davalı banka lehine kurulan ipoteğin geçersiz olduğuna ilişkin gerekçe de yerinde değildir.
Öte yandan, davacıların vekili ile alıcı Ö. arasında imzalanan protokolün 3 ncü maddesi ile satış bedelinin peşinatının taşınmaz üzerine banka lehine ipotek tesis edildiğinde ödeneceği kararlaştırılmış olup, davacılar davalı banka ile alıcı Ö. arasındaki kredi ilişkisini ve kredi borcu nedeniyle de taşınmaz üzerine ipotek konulacağını baştan beri bilmektedirler.
O halde dava dilekçesinde ileri sürülen iradenin fesada uğratıldığı iddiaları kanıtlanamamış ve davalı bankanın tapu kayıtlarının aleniyetine dayanarak tesis ettirdiği ipoteğin iptalini gerektiren nedenlerin oluşmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekir iken, yazılı gerekçeyle kabul edilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 450.00 YTL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy