(4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bursa Asliye 3. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.11.2005 tarih ve 2005/147 - 2005/521 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ….. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkili ….’in 1979’dan beri Bursa’da “….” adı altında otomotiv servis ve tamir hizmetleri verdiğini, davalının ise yanında çalışıp yetiştiğini, 1995 yılında işyeri küçük olduğu için müvekkilinin yeni yerine taşındığını, akrabası olan davalının ise müvekkilinden ayrılarak müvekkilinin önceki işyerini işletmeye devam ettiğini, ancak davalının ismi kullanmaya devam etmesi ve özen göstermemesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, uyarılara rağmen buna devam ettiğini, müvekkilinin anılan ibareyi 2002 yılında imalat ve montaj sınıfında tescil ettirdiğini, ancak daha sonra tamir ve bakım alanında tescil için başvurduğunda davalının bu ibareyi kendi adına tescil ettirmiş olduğunu öğrendiğini, oysa bu ibareyi müvekkili meşhur ve maruf hale getirdiği için öncelik hakkının kendisinde olduğunu ileri sürerek, davalı adına olan marka tescilinin iptal ve terkinini, haksız rekabetin ve markanın kullanılmasının önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarının ispatının gerektiğini ve uzun süreden beri ses çıkarmaması nedeniyle davacının isteğinin MK.nın 2. maddesine aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, dosya kapsamı ve bilirkişi raporuna göre, davacının 8 yıl sessiz kalması, işletmeyi devrederken unvanın da devretmiş sayılacağı, davacının da anılan markaya ayırt edici bir nitelik kazandıramadığı ve hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü, haksız rekabetin tespiti ve buna dayalı diğer istemlere ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de; işyerinin davacı tarafından davalıya devir ve teslim edilmesi ile birlikte “…..” ibareli işletme adının da davalıya devredildiğinin kabulü doğru değildir. Zira, davacı, önceki işyerini davalıya devretmekle birlikte, taşındığı yeni işyerinde aynı ibareyi işletme adı olarak kullanmaya devam etmiştir. Bu durumda, anılan ibareye ilişkin öncelik hakkının davalıya devredilmiş olduğunun kabulü mümkün değildir.
Diğer yandan, anılan ibareyi dava tarihine kadar 8 yılı aşkın sürede davalı kullanmış ise de; davacının kullanımının da devam etmiş olmasına ve bu davanın 2003 yılında davalının yaptırdığı marka tesciline karşı açılmış olmasına göre, davacının bu kullanıma sessiz kalmasından 8 yıl sonra davayı açması MK.nun 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez.
O halde, mahkemece, somut olayda, bir hak devredilmeyip yalnızca kullanımı için davalıya izin verilmiş olduğundan, asıl hak sahibinin bu izni geri almak hak ve yetkisi de bulunduğu dikkate alınarak, anılan ibareye ilişkin davacının öncelik hakkına sahip olduğunun kabulü ile, davacının faaliyet gösterdiği ve kendi adına tescilini istediği alanlar bakımından davacının isteminin değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın tamamen reddi doğru olmamış ve bu nedenle kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyizine gelince, bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda, (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığını, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 24.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)