(1086 S. K. m. 283, 284, 286) (818 S. K. m. 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 23.12.2005 tarih ve 2004/222-2005/452 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait olan ve davalıya hırsızlık teminatını içeren işyeri sigortası sözleşmesiyle sigortalı işyerinde meydana gelen hırsızlık nedeniyle 6.300 adet triko hırkanın çalındığını, ancak davalı sigortaca tazminat ödenmediğini ileri sürerek, zarar bedeli 44.000.000.000 TL'nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kötüniyetle hareket ettiğini, hırsızlık olayı ve zarar miktarına ilişkin belirtilerin şüpheli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, dosya kapsamı ve bilirkişi raporuna göre, davalı şirkete sigortalı işyerinde meydana gelen hırsızlık nedeniyle 40.635,00 YTL zararın oluştuğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne ve anılan meblağın temerrüt faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, işyeri sigortası sözleşmesine dayalı tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; alınan bilirkişi raporunda, tanık beyanlarında geçen yarım saatlik sürede tazminata konu edilen miktarda hırsızlık yapılamayacağı belirtilmiş olup, mahkemece raporun bu yönüne neden itibar edilmediği açıklanmadan, işyerindeki emtianın tamamının çalındığı kabul edilerek, buna göre hüküm kurulması doğru değildir. Zira, HUMK'un 286. maddesinde belirtilen bilirkişinin görücünün hakimi bağlamayacağı hükmü, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmazsa bilirkişiden ek rapor (HUMK'un 283. maddesi) alabileceği veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği (HUMK 284. maddesi) şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa, hakimin bir kez bilirkişiye gittikten sonra, bundan dönerek uyuşmazlığın çözümünün hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki ve mesleki bilgilerle çözümlenebileceği kabul edilemez. Kaldı ki, uyuşmazlığın çözümü, bilirkişi incelemesini de zorunlu kılmaktadır.
Bu itibarla, mahkemece, öncelikle rapordaki açıklamalar dikkate alınarak, ne kadar sürede hırsızlığın yapıldığı, buna göre ne kadar malın çalındığı, bu hususta hangi gerekçelerle ve delil ile tanık beyanına itibar edildiği tartışılıp değerlendirilerek, gerektiğinde ek ya da yeni bir bilirkişi raporu alınarak, bunun sonucuna göre hüküm kurulması, açıklanan hususlara göre bir kanaate yarılamıyorsa, bu durumda BK'nın 42. maddesine göre bir değerlendirme yapılması gerekirken, bilirkişi raporunda açıklanan hususlar karşılanmadan, tazminat miktarı bakımından yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.06.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy