(1086 S. K. m. 238)
Taraflar arasında görülen davada A. Asliye 3.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.11.2005 tarih ve 2003/745-2005/583 saydı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar N. S. ile B. S. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B. Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanaktan ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra ışın gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalılardan N. S.'nin müvekkillerinin müşterek çocukları bulunduğunu, davalı B. S.'nin ise N.'nin eşi ve gelinleri olduğunu, yatırım amacıyla davalı kooperatifin ortaklığını bedelini kendilerinin ödeyerek önceki hak sahiplerinden devir aldıklarım, ancak pay bölünemeyeceğinden satın alınan hisseyi N. S. adına kooperatife kayıt ettirmeyi uygun gördüklerinden pay devrinin bu davalı üzerinden yapıldığını, devir sonrasında da aidatların müvekkillerince davalı oğullan adına ödendiğini, henüz o tarihte avukatlık stajı yapan ve sonradan askere giden oğullan davalının aidat ödeyecek gelirinin olmadığını, edinmeye hiç katkısının bulunmadığını, ancak daha sonra lüks bina haline getirecek şekilde kendisinin değişiklik yaptığını, 1998 yılında diğer davalıyla evlenerek konuta yerleştiklerini, daha sonra taşınmazın çok değer kazandığını, diğer iki kız çocuğunun miras açısından zarar görmemesi için N' den talepte bulunduklarını, ancak ferdi mülkiyete geçilmemesi ve paylı ortaklık olmadığından tapunun verilmesini beklemeye karar verdiklerini, bu esnada davalıların arasında şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası görülmeye başlandığım, davalı B.'nin kooperatif payına ilişkin olarak edinilmiş mal isteminde bulunduğunu, davalı N.'nin payı babası davacı A.'ya devir ettiğini, , bu davalının kısa süre sonrasında diğer davalıyla protokol yaptıklarını, kooperatif evinin protokolde yer almadığını, karısının hak iddia etmediğini, tapuda ferdi mülkiyete geçileceğini ve gerçek hisse durumuna göre tapuda tescil, yaptıracağını, açıklaması sonrasında müvekkillerinin sağlık durumları, davalı N.'nin hukukçu kişiliği dikkate alınarak tekrar payın bu davalıya devir edildiğini, 200 milyar TL bedelli konutla ilgili olarak devir bedeli tahsil edilmediğini, sözleşmede 1 milyar TL sembolik bedel gösterildiğini ileri sürerek, ortaklık payının % 40 ar kısımların müvekkillerine ait olduğunun tespitine, tescil zorunluluğu doğarsa davalı B. adına tescil yapılmamasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı kooperatif vekili, müvekkilinin dava açılmasında bir kusurunun olmadığını husumet düşmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar vekili, iddianın inançlı temlik sebebine dayandığını bu iddianın yazılı belge ile kanıtlanması gerektiğini, hayatın olağan akışına uygun bulunmadığını, davacıların ibraz ettikleri ödeme belgelerinin sonradan düzenlendiğini, taşınmazın yapılan katkılarla değerlendiğini bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, davalı N. S.'nin diğer davalı eşine karsı açtığı boşanma davasında vekili tarafından verilen dilekçede uyuşmazlığa konu pay kapsamındaki konulun bedeli ödenerek davacı babası tarafından alındığını, satın alma yılının 1994 yılı bulunduğunu, kendisinin avukatlığa yeni başladığını, satın alacak geliri olmadığı, çeşitli düşüncelerle bu şekilde işlem yaptığını, konutun gerçek sahibinin babası olduğunu açıkladığı bu açıklamanın dava dilekçesiyle örtüştüğü beyanların mahkeme içi ikrar kabul edilmesi gerektiği bu ikrarın davalı N. yönünden bağlayıcı bulunduğu bu nedenlerle aidatların N. adına ödenmesine ilişkin belgelere itibar edilmeyeceği, payın önceki hak sahibi A. R. O. mirasçılarından bedeli karşılığında davacılar tarafından alındığı, boşanma davası sırasında davalı N. tarafından payın davacı A.'ya devredildiği sonra davacıların hastalığı nedeniyle işlemleri tamamlamak için tekrar davalı N.'ye devir yaptığı N. 'nin de diğer davalıya boşanma davasında anlaşma koşula olarak devir yaptığı, davalı tanıkların bu beyanı doğruladıkları, davalı N.'nin kendi isteğine göre taşınmaza katkı sağlayacak değişiklikler yaptığı, tüm inşaat bedelinin %18.3 ne tekabül ettiği, davacıların değişiklikler nedeniyle davalı N. payının %20 olarak kabul edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı kooperatifte diğer davalı B. S. adına kayıtlı bulunan ortaklık payının %80'nin 1/2 oranında davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Karan, davalı B. S. ile N. S. vekili temyiz etmiştir.
Dava, kooperatif ortaklığının tespiti istemine ilişkindir. Uyuşmazlığa konu ortaklığın öncesinde A. R. Ö. 'ye ait olduğu, ölümü ile mirasçılarına intikal ettiği, mirasçıların da bedeli karşılığında 07.11.1994 tarihli devir sözleşmesiyle davalı N. S.'ye devir ettikleri, usulüne uygun tutulduktan bilirkişi raporu, ile tespit edilen kooperatif kayıtlarına göre de devirden itibaren tüm aidatlarının bu davalı tarafından ödendiği, davalı B. S. ile evlenmesi sonrasında konuta yerleştiği, 1998 ve 2002 yıllarında da kendi zevk ve anlayışına göre değerini artma önemli tadilat ve değişiklikler yaptığı hususları dosya kapsamıyla sabittir.
Öte yandan, davalı N. S.'nin diğer davalı B. S. aleyhine 31.07.2003 tarihinde boşanma davası açtığı, dava devam ederken bu ortaklığı 28.08.2003 tarihli devir sözleşmesiyle davacı babası A. S.'ye devir ettiği, aynı tarihte davalı B. S. vekilinin oturulan konutun çiftin aile konutu olduğu, ortaklığın muvazaalı olarak N. S.'nin babasına devir ettiği gerekçesiyle devir ve temlikinin önlenmesi bakımından tedbir talep ettiği, N. S.'nin vekilinin de talebe karşı verdiği cevapta bu evin babası tarafından alındığını, çeşitli nedenlerle ortaklığın müvekkili adına yapıldığını, gerçek sahibinin babası olduğunu açıkladığı, boşanma davasının yargılaması devam ederken 25.09.2003 tarihli devir sözleşmesiyle bu kere davacı A. S.'nin ortaklığı yeniden davalı oğlu N. S.'ye devir ettiği, N. S.'nin da 24.11.2003 tarihli sözleşmeyle ortaklığı bu kere eşi davalı B. S.'ye devir ettiği, boşanma davasının feragatle sonuçlanarak karara bağlandığı yönleri de çekişmesizdir.
Bu durum karşısında, karı koca olan davacıların ortaklığı aslında yatırını amaçlı olarak yarı oranında kendileri adlarına aldıkları, paylı ortaklık kabul edilmediğinden oğullan davalı N. S. adına kayıt ettirdikleri iddiaları, eşlerin birbirlerine güvenlerinin öncelikli olduğu dikkate alındığında hayatın olağan akışına uygun bulunmamıştır. Önceki ortağın mirasçıları 07.11, 1994 tarihli sözleşmede açıkça bedelini davalı N. S.'den alarak ortaklığı be kişiye devir ettiklerini açıklamışlardır. Devir sonrasının aidat ve diğer ödemelerin davalı N. S. tarafından yapılmış olması, evi gibi yerleşip uzun süre oturması, kendi zevk ve anlayışına göre taşınmaza önemli derece katkı, sağlayan tadilat ve değişiklikler yapması gibi hususlar da ortaklığın, anılan davalı tarafından devir alındığını göstermektedir, Davacıların, devir bedelini önceki ortağın mirasçılarına ödedikleri kabul edilse bile bu ödemeyi, taşınmaz sahibi olmasını amaçladıkları müşterek çocukları davalı adına yaptıklarının kabulü gerekir. Esasen, uyuşmazlık, davalı N. S. ile eşi davalı B. S. arasında cereyan eden boşanma davasında davalı B. S.'nin kooperatif ortaklığı nedeniyle tahsis edilen taşınmazda TMK' ya dayalı hak talep etmesinden kaynaklanmıştır. Davalı N. S., her ne kadar boşanma davasında bu konutun davacı babasına ait olduğunu ifade etmiş ise de bu beyanın, eşinin ortak konutta hak talep etmesini önlemeye yönelik olduğu, gerçek iradesini yansıtmadığı ve boşanma davası koşullarında savunma kapsamında yapılmış açıklamalar olarak algılanması gerekir, Zira, davalı N. S.'den boşanma davası sırasında davalı. B. S.'nin hak talep etmesini önleme bakımından ortaklığı muvazaalı olarak babası davacı A. S.'ye devir etmesi, aralan davacının da bir aylık süre geçmeden bu davayla yarı oranında kendisine ait olduğunu iddia ettiği ortaklığı tekrar oğlu davalı N. S.'ye devir ettiği belgelerle sabittir. O halde, davacıların davasının kanıtlayamadıkları dikkate alınıp, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar N. S. ile B. S. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan davalılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine. 07.05.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy