(6762 S. K. m. 128, 132)
Dava: Taraflar arasında görülen davada A. Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 29.03.2006 tarih ve 2003/379 - 2006/137 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi R. O. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı sigortanın A. Bölge Müdürlüğü bürosunda tali acentelik sözleşmesi kapsamında şube müdürü sıfatıyla acente olarak görev yaptığını, 04.11.2002 tarihinde müvekkilinin tek taraflı olarak sözleşmeyi feshettiğini, ancak müvekkilinin düzenlediği belgeler karşılığında kendisine ödenmesi gereken komisyon alacağının 31.676.774.970.TL eksik olarak ödendiğini ileri sürerek, anılan meb1ağın temerrüt faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının sıfatının şube müdürü değil acente müdürü olduğunu, sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini, tek taraflı ve ihbarsız fesih nedeniyle başkaca ve fesihten sonraki döneme ilişkin bir alacağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalı sigortadan bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, sigorta ile acentesi arasındaki acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra, bakiye prim alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; hükme esas alınan bilirkişi raporu, uyuşmazlığın çözümü için yeterli değildir. Zira davacı vekili, somut olarak müvekkilinin aracılık yaptığı 26 adet sigorta sözleşmesinin komisyonların eksik ödendiğini ileri sürmüş olup, mahkemece öncelikle bu somut hususun araştırılması, komisyon ödemelerinin gerçekten eksik yapılıp yapılamadığının açıklığa kavuşturulması gerekirken, yalnızca ticari defterlerdeki kayıtlara dayalı olarak hüküm kurulması doğru değildir.
Diğer yandan, dosyadaki sözleşme ile davacıya verilecek prim oranı belirlenmiş olup, tarafların iddialarına göre, önce davacının statüsü belirlenerek, buna göre gereken prim miktarı belirlendikten sonra, davacıya yapılan ödemelerde bir kesinti yapılıp yapılmadığı belirlenerek, kesinti yapılmış ise, bunun nedeninin ve bu nedenin sebep olduğunun ispatının davalı sigorta şirketine düştüğünün kabulü gerekir.
Bu dununda, mahkemece, acentelik sözleşmesinde delil sözleşmesi nitelliğinde bir hüküm bulunmaması dikkate alınarak, davacının delil listesinde de dayanılmış olmasına göre, sigorta şirketinin kayıtlarında inceleme yapılmak suretiyle, somut olarak davacının yapmış olduğu 26 adet sözleşmenin komisyonlarının miktarının ve ödenip ödenmediğinin dayanak belgeleri ile birlikte araştırılması, eksik ödeme yapılmış ise ispat yükü hususunda yukarıdaki açıklama da dikkate alınarak, ödenmeme nedeninin açıklığa kavuşturulması, bu bağlamda davacının hesabına önce alacak kaydedilip sonra hataya dayandığı gerekçesiyle kaydının silindiği anlaşılan 18.371.083.000.TL. ödemenin gerçekten hataya dayanıp dayanmadığının araştırılması, bunların sonucunda davalı sigorta şirketi kayıtlarında davacının alacaklı değil 11.405.971.440.TL borçlu olarak görülmesinin gerekçelerinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, soyut olarak yalnızca davacının defterlerinin usulüne uygun olmadığı, davalının defterlerinde de davacının alacak değil borçlu göründüğünden hareketle, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.07.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy