(6762 S. K. m. 988, 1001, 1235, 1236, 1245) (2675 S. K. m. 34) (YHGK. 06.05.1998 T. 1998/12-287 E. 1998/325 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi'nce verilen 09.05.2006 tarih ve 2006/14 - 2006/101 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin Danimarka'da mukim ve gemilerin yakıt ihtiyaçlarını karşılayan bir şirket olduğunu, davalı gemiye de bağlama limanının dışında veresiye yakıt ikmalinde bulunulduğunu, TTK.nun 988 ve 1235/6-8 nci maddeleri uyarınca müvekkilinin davalı gemi üzerinde gemi alacağı hakkına ve aynı Yasa'nın 1236 ncı maddesi uyarınca kanuni rehin hakkına sahip olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin toplam (24.791) ABD Doları için kanuni rehin hakkının tanınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili donatanın gemiyi cebri icra yoluyla satın aldığını ve talebin eski donatana yöneltilmesinin gerektiğini, dava konusu yakıtın zaruret halinde ve seferin tamamlanması amacıyla alınmadığından TTK.nun 1235/6-8 nci maddeleri uyarınca gemi alacaklısı hakkı vermeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, TTK.nun 1235/6 ncı maddesinin sadece zaruret hallerinde yolculuğun başarılması için alınan yakıt için gemi alacaklısı hakkı bahşettiği, olağan alımların bu hakkı vermediği, zaruretin ise geminin hareket etmesi bakımından olan gereklilik değil, fevkalade ve yolculuk başlangıcında öngörülmeyen bir hal olarak değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu yakıt alımının da zorunlu olmayan olağan bir alım olduğu, aksi kabul edilse bile cebri icra yoluyla satışın yapıldığı Hollanda yasaları kapsamında bir alacaklının koyduğu rehnin zorunlu satışla birlikte sona erdiğinden, davalıya bu nedenle dahi husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, TTK.'nun 988, 1235/6-8 ve 1236 ncı maddeleri uyarınca gemi alacaklısı ve dolayısı ile kanuni rehin hakkı tanınması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalının donatanı olduğu gemiye bağlama limanı dışında kredili yakıt alınmasının zaruretten kaynaklandığının ispat edilemediği ve dolayısı ile TTK.'nun 1235 nci maddesi uyarınca bu işlemin davacıya gemi alacaklısı hakkını vermeyeceği, aksi kabul edilse bile, dava konusu geminin Hollanda'da cebri icra yolu ile satın alındığı ve Hollanda yasaları kapsamında gemi üzerindeki rehin hakkının zorunlu satışla birlikte sona ereceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten de kaptanın donatanı temsil yetkisi her nevi kredi muameleleri için TTK.'nun 988 nci maddesi uyarınca bir sınırlamaya tabi tutulmuştur ki, o da muamelenin zaruri olması ve zaruret miktarını aşmamasıdır. Kredi muamelesinden maksat, donatanın karşılık edasının geri bırakıldığı tüm muamelelerdir. Dolayısı ile kaptan veresiye bir işlem yapacaksa, bunun belirli yolculuğun selametle icrasına veya geminin iyi halde muhafazasına ilişkin olması yeterli bulunmayıp, muamelenin muayyen yolculuğun icrası veya geminin iyi halde muhafazası için zaruri olması ve zaruret derecesini de aşmaması şarttır. Aksi halde işlem kaptanın yetkisi dışına çıktığından donatanı bağlamaz. Bu nedenle de, kredi veren kimse kaptanın söz konusu muameleyi yapmasında bir zaruret bulunup bulunmadığını ve bunun için aşağı yukarı ne miktar bir meblağın lüzumlu olduğunu araştırmak ve gerektiğinde bu şartları ispat etmek zorundadır. Buna karşılık muamelenin kaptanın yetkisi dahilinde sayılması için, kredi verenin kötü niyetli olmaması şartı ile, kaptanın gerçekten krediye ihtiyacı veya seçtiği kredi şeklinde isabet bulunması yahut aldığı parayı gerçekten o işe sarf etmesi şart değildir. (Çağa/Kender Deniz Ticareti Hukuku, 12. Baskı, Cilt 1, Sayfa 188)
TTK.'nun 1235/6 ncı maddesinde ise, kaptanın bu sıfatla ve gemi bağlama limanı dışında bulunduğu sırada, zaruret hallerinde 988 ve 1001 nci maddeler hükümleri gereğince yaptığı kredi muamelelerinden doğan alacakların, sahiplerine gemi alacaklısı hakkı vereceği hükme bağlanmıştır. Somut olayda da, davalının donatanı olduğu geminin kaptanı tarafından bağlama limanı dışında, ancak kredili yakıt alınmak suretiyle yola devam edilebildiği konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığına göre, artık bu işlemin yolculuğun icrası veya geminin iyi halde muhafazası için zaruri olduğunun kabulü gerekir. Bu konuda davalı donatan sadece, işlemin zaruret miktarını aştığını ve dolayısı ile aşan bu meblağdaki yakıt alımı için davacının gemi alacaklısı sıfatını kazanamayacağını savunabilir. O halde mahkemece, dava konusu yakıt alımının zaruretten kaynaklandığı kabul edilerek, uyuşmazlığın yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda çözümlenmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2- Dava konusu yakıt alımının zaruretten kaynaklandığı bu şekilde tespit edildiğine göre, bundan sonra davaya esas olan sorun, yabancı bayraklı bir gemi üzerinde doğmuş bulunan gemi alacaklısı hakkının, o geminin yine yabancı bir ülkede, her türlü takyidattan arınmış bir şekilde, cebri icra yolu ile satılması halinde, sona erip ermeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Davalı yan, bu tür satışın ihale yeri hukukuna tabi olup, her türlü takyidattan arınmış olarak ihale yapılmış olmakla, gemi alacaklısı hakkını da sona erdireceğini ileri sürmüş, davacı vekili ise TTK.'nun 1245 nci maddesi uyarınca geminin ancak Türkiye içinde cebri icra yolu ile satılması halinde bu hakkın sona ereceğini savunmuştur. Somut uyuşmazlıkta 03.10.2001 dava tarihi dahi, TTK.'nun 1245 nci maddesini değiştiren 20.04.2004 tarih ve 5136 sayılı Kanun'dan önce olup, uyuşmazlığa TTK.'nun 1245 nci maddesinin 5136 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki halinin uygulanacağı da tabiidir.
Satışa ilişkin cebri icra işlemlerinin bir yargı faaliyeti olmadığı, somut uyuşmazlıktaki gibi ihale tutanaklarının hakim iştiraki veya nezaretinde yapılsa bile ilam mahiyetinde bulunmadığı, bu nedenle de uygulanması için MÖHUK.'nun 34 ncü maddesi gereğince tenfiz kararı gerekmeyeceği, keza bu tür işlemlerin işlem yeri ülkesinin egemenlik hakkı kapsamına girip, bu konuda yapılan rehin tesisi ve sair icrai işlemlerin de, bulundukları yer hukukuna tabi olacağı hususları, Dairemiz'in yerleşik kararları ve HGK.'nun 06.05.1998 tarih ve 12-287/325 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunmaktadır. Yine, özellikle yabancı bayraklı bir geminin yurt dışında usulüne uygun biçimde cebri icra yolu ile satışı sonucu ihalenin geçerli sayılacağı ve mülkiyetin alıcısına intikal edeceği, bu sonucun her yerde kabul göreceği de her türlü izahtan varestedir.
Ancak, TTK.'nun 1235 nci maddesi uyarınca kazanılmış gemi alacaklısı hakkının, 1236 ncı madde gereğince gemi üzerinde alacağın icrasına yönelik kanuni rehin hakkı vermesi, bu hakkın gemiye zilyet olan her üçüncü şahsa karşı ileri sürülebilir nitelikte bir hak olması, kanuni rehin hakkının sükutunun aynı yasanın 1245 nci maddesinin açık ifadesine göre, geminin "Türkiye içinde" cebri icra yolu ile satışı şartına bağlı bulunması biçimindeki yasal düzenlemeler karşısında, gemilerin yabancı ülkelerdeki icrai satışları halinde gemi alacaklısı hakkının da kalkmış olacağının kabulüne yasal olanak bulunmamaktadır. TTK.'nun 1245 nci maddesi rehin hakkının sükutunu, geminin Türkiye'de İİK hükümlerine göre yapılacak cebri icra satışına bağlamıştır. Bununla ipotek, kanuni rehin hakkı ve sair hak sahibi alacaklıların satış parasından öncelikle istifade etmesi amaçlanmıştır. Davalı yanın rehin hakkının ihale sonucu sukutuna ilişkin yorumu, mahkemenin de aynı gerekçe ile davayı reddetmesi, TTK.'nun 1245 nci maddesinin değişiklikten önceki lafzına ve bu madde ile amaçlanan sonuca aykırı düşmektedir.
Diğer bir deyişle, yabancı ülkedeki cebri icra yolu ile gemi satışı, ihale işlemleri ve mülkiyetin geçişi, ihale yeri hukukuna tabi olmakla beraber, satılan gemi üzerindeki kanuni rehin hakkının doğumu, kullanılması ve sukutu konusunda uygulanacak yasa hakkında da aynı sonuca varmak mümkün değildir. Zira deniz hukukuna özgü bir hak olan gemi alacaklısı hakkının bahşettiği kanuni rehin hakkı, yasadan doğan, tescile tabi olmayan ve geminin her zilyedine karşı kullanılabilen, icraya yönelik bir haktır. Bu hakkın, geminin cebri icra ile satışı sonucunda ortadan kalkması, TTK.'nun 1245 nci maddesi gereğince satışın "Türkiye içinde" yapılmış olması koşuluna bağlıdır. İhale yurt dışında yapılmış ve satışın takyidatsız olduğu belirtilmiş olsa bile, yine TTK.'nun 1245 nci maddesindeki şart mevcut olmadığından, rehin hakkı satışla son bulmaz.
Kanuni rehin hakkının anılan niteliği itibariyle doğumu, tanınması, kullanılması ve sukutu, devletlerin hakimiyet hakları ile ilgili birer icra işlemleri olduğundan yapıldıkları ülke hukukuna tabi olmak gerekir. Olayımızda uygulanması gerekli TTK.'nun 1245 nci maddesine göre, rehin hakkının sukutu şartı oluşmadığından, aksine kanaatle kanuni rehin hakkının son bulduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.07.2007 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy