(818 S. K. m. 84, 101, 113)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi'nce verilen 22.05.2007 tarih ve 2006/398-2007/151 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 28.04.2009 gününde davacı avukatı ile davalı avukatı gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi A. A. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taşıyan müvekkili şirket ile taşıtan davalı şirket arasındaki 21.09.2006 tarihli navlun sözleşmesi ile 660 adet konteynerin Malezya'dan Malta'ya taşınmasının taahhüt edildiğini, konteynerlerin yüklenmesini müteakiben 03.10.2006 tarihinde yolculuğa başlandığını, sözleşme gereği ödenmesi gereken navlunun tüm ihtarlara rağmen ödenmediğini ileri sürerek, davacının 188.765 USD tutarındaki navlun alacağının ve zararının şimdilik olmak kaydıyla bir kısmı olan 45.215 USD'nın aynen, olmadığı takdirde TCMB'nın fiili ödeme günündeki efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının tahsiline, hüküm altına alınacak tazminata temerrüt tarihinden itibaren Devlet Bankalarınca uygulanan yıllık en yüksek faiz oranının uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile 45.215 USD'lık talebini 188.765 USD'na ıslah etmiştir.
Davalı vekili, acentenin akdetmediği veya akdinde aracılık yapmadığı sözleşmelerden doğan ihtilaflardan dolayı izafeten acenteye karşı dava açılamayacağını, davacı alacağının ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, dava dilekçesinde şimdilik olmak kaydıyla 45.215 USD tutarındaki kısmın faiziyle birlikte tahsilinin istenildiği, 08.01.2007 tarihli ıslah dilekçesinde de bakiye navlun alacağı olan 143.550 USD'nın ödenmemesi sebebiyle ıslah talebinde bulunulduğu, faiz konusunda bir açıklama ve istemde bulunulmadığı halde 12.03.2007 tarihli dilekçede bu kez geçmişe yönelik faiz talebinde bulunarak aldıkları ödemeyi faize mahsup ettikleri ileri sürülmüş ise de, işlemiş faizin kaç lira tuttuğu, ödenen paranın ne miktarını faize mahsup ettikleri, bakiye alacaklarının kaç lira olduğu hususunda bir açıklama getirilmediği, dava ve ıslah dilekçelerinde talep edilmeyen hususların daha sonra ve herhangi bir itirazı kayıt beyan edilmeden anaparanın kabul edilmesinden sonra ileri sürülemeyeceği, kaldı ki, verilen mehile rağmen dava tarihinden önce davalının temerrüde düşürüldüğüne dair belge ibraz edilmediği, ıslah ile artırılan miktar da dahil toplam alacağın ıslah tarihi olan 08.01.2007 tarihinde davacı tarafa ödendiği, davacının ödemeyi kabul ederken sair haklarını saklı tuttuğuna dair bir delil ve belge bulunmadığı, BK'nun 113. maddesi gereğince asıl borcun ödenmesi ile fer'i hakların sakıt olacağı, davacı vekilinin 12.03.2007 tarihli dilekçesinde bahsi geçen BK'nun 84. maddesinde yazılı şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinden kaynaklanan bakiye navlun alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili 01.12.2006 tarihli dava dilekçesinde, davacının 188.765 USD tutarında alacağı bulunduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 45.215 USD'nın temerrüt tarihinden itibaren faiziyle birlikte aynen tahsiline, olmadığı takdirde fiili ödeme tarihindeki TCMB'nın efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının tahsilini istemiş, 08.01.2007 havale tarihli ıslah dilekçesi ile de müddeabihi 188.765 USD'na ıslah etmiştir. Davacı vekilinin ıslah edilen miktar yönünden açıkça temerrüt faizi istemediği, kaldı ki verilen kesin süre içerisinde temerrüt tarihinin ispatı açısından davacı vekilinin delillerini sunmadığı gerekçesiyle, artırılan miktarın faizsiz olarak tahsiline karar verilmiştir. Islah dilekçesi ile artırılan kısım müddeabih olup, artırılan kısım için yeniden faiz istenmesine gerek bulunmamaktadır. Öte yandan, 22.02.2007 tarihli ilk celse ve kararın verildiği 22.05.2007 tarihli ikinci celse tutanaklarında, delillerini sunması için taraf vekillerine süre verildiğine dair bir ara kararı bulunmamaktadır.
Davalı taraf, işbu dava açıldıktan sonra ve ıslah dilekçesinin hakim tarafından havale edildiği 08.01.2007 tarihinde asıl borcun tamamı olan 188.765 USD'nı davacı tarafa ödemiştir. Mahkemece, davalı tarafından ödenen bedeli ihtirazi kayıt olmadan tahsil eden davacının, işlemiş faiz alacağından vazgeçmiş sayılacağı gerekçesiyle işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmiştir. Ancak, davalıdan olan alacağın tahsili istemi ile açılan davada temerrüt tarihinden itibaren faiz istenilmiş olup, yargılama da devam ettiğine ve faiz alacağından feragat da edilmediğine göre, artık asıl alacak kendisine ödenirken davacının ihtirazi kayıt ileri sürmesine gerek bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan bakiye navlun alacağının tahsili istemine ilişkin olup, temerrüt faizinin sözleşmede öngörülen temerrüt tarihinden itibaren istenmesi mümkündür. Nitekim davacı vekilinin talebi de bu yöndedir.
Taraflar arasındaki sözleşmede temerrüt tarihine ilişkin bir hüküm bulunması halinde bu tarihten itibaren; sözleşmede bU konuda bir hüküm bulunmaması halinde ise BK'nun 101/2. maddesi gereğince davacı tarafından bir ihtarname keşide edilmişse, ihtarnamede belirtilen sürenin sonundan, ihtarname keşide edilmemiş ise, dava dilekçesi ile istenen miktara dava tarihinden, ıslah dilekçesi ile istenen miktara da ıslah tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar karşısında mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin tercümesini ve varsa keşide edilen ihtarnameyi sunması için davacı vekiline kesin süre verilerek, temerrüt tarihi konusunda sözleşmede bir hüküm bulunması halinde alacağın tümü için bu tarihten; sözleşmede bir hüküm olmaması halinde davalı tarafın temerrüde düşürülmesi yönünde keşide edilen ihtarname gönderilmiş ise, ihtarnamede verilen sürenin sonundan itibaren yine alacağın tümü bakımından faiz istenebileceği; davacı tarafından ihtarname de keşide edilmemiş ise, bu kez dava dilekçesi ile istenilen miktara dava tarihinden, ıslah dilekçesi ile istenilen miktara da ıslah tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedileceği; dava açıldıktan sonraki ödemede faiz alacağının saklı tutulduğuna dair ihtirazi kayıt ileri sürülmemesinin davacı tarafın işlemiş faiz alacağından vazgeçtiği şeklinde yorumlanamayacağı, bu durumda davalı taraf ödemesinin kısmi ödeme kabul edilerek, kısmi ödemenin BK'nun 84. maddesi gereğince öncelikle temerrüt faizine mahsup edileceği gözetilerek, buna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle temerrüt faiz isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 625.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30.04.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy