(6762 S. K. m. 4, 1061, 1361)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 12.07.2007 tarih ve 2006/717 - 2007/464 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Sultan Gümüş Başaran tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirkete nakliyat sigorta poliçesi ile sigortalı malların Çin'den İstanbul'a nakliyesi işinin davalı tarafından üstlenildiğini, emtianın davalı firmanın sorumluluğunda taşındığı sırada "eksilmek suretiyle" hasara uğradığını, müvekkilinin sigortalısına 3.283,81 TL hasar bedelini ödediğini, sigortalısının haklarına halef olduğunu, rücu koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, 3.283,81 TL'nın ödeme tarihinden itibaren davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu emtiaların konişmento tahtında taşındığını, konişmentoya göre müvekkilinin taşıyan sıfatına haiz olmayıp taşıyanın acentası olduğunu, davanın taşıyana yöneltilmesi gerektiğini, emtianın taşıtan tarafından yüklendiğini, taşıyanın konteynerin içeriğini bilmediğini, hasarın yüklemeden önce ya da taşıtan tarafından yüklenirken meydana gelmiş olabileceğini, TTK'nun 1066 ncı maddesine göre alıcının ihbar külfetini zamanında yerine getirmediğini, konteyner taşımacılığında taşıyıcının sadece konteynerin taşınmasından sorumlu olduğunu, mallarda oluştuğu iddia edilen eksiklik yada hasardan taşıyanın sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının, davacının sigortalısının emtiasındaki eksilme şeklindeki hasarın sorumlusu olduğunun ibraz edilen belgelerle açık ve kesin bir biçimde tespit edilememesi sebebiyle zarar sorumlusu olarak nitelendirilmesinin doğru olmayacağı, bu nedenle TTK'nun 1361 nci maddesi uyarınca halefiyetin bütün koşullarının gerçekleşmemiş olduğu, davacı sigorta şirketinin davalı şirkete rücu talebini yöneltmesinin mümkün olmadığı, davalı şirketin acentesi sıfatını haiz Ünimar Uluslararası Nak.Dış Tic.Ltd.Şti'ne izafeten rücu talebinin yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava tarihinden önce, 28.04.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5136 sayılı Kanun ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4 ncü maddesine "İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığı'nca, bu Kanun'un Dördüncü Kitabında yer alan deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara bakmak ve asliye derecesinde olmak üzere Denizcilik İhtisas Mahkemeleri kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir." fıkrası eklenmiştir. Bu düzenleme uyarınca, yine davadan önce, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 20.07.2004 gün ve 370 sayılı kararı ile İstanbul'da Denizcilik İhtisas Mahkemesi kurulup, faaliyete geçirilmiş ve yargı alanı İstanbul ili mülki sınırları olarak belirlenmiş olup, bu hususlar aynı Kurul'un 24.03.2005 tarih ve 188 sayılı Kararı ile de bir kez daha vurgulanmıştır.
Somut olayda, dava, davacının selefi taşıtan ile davalı taşıyan arasında deniz yolu ile taşıma sözleşmesine dayalı olarak, sorumluluğuna ilişkin olup, hasarın taşımanın deniz yolu taşıma sırasında oluştuğu iddia edilmekle, 6762 sayılı TTK'nun "Deniz Ticareti" başlıklı 4 ncü kitabında düzenlenen 1061 vd. Madde hükümlerinin de uygulanması gerektiğinden, bu iddiayı içeren davanın görülüp sonuçlandırılmasının öncelikle denizcilik ihtisas mahkemesinin görevine girdiğinin kabulü gerekmektedir. Nitekim, TTK'nun 1361 nci madde hükmü Beşinci Kitap içerisinde kalsa da, davacı taşıma sigortacısı, selefinin Dördüncü Kitap hükümlerine dayalı haklarına halef olmuştur.
Somut olayda, dava tarihinde, özel mahkeme olan İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi görevli olduğundan, genel mahkeme olarak davaya bakan mahkemece, açıklanan düzenleme gereğince, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, esasa girilmesi doğru olmamıştır.
2- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, kararın BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30.01.2009 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy