(1163 S. K. m. 16)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada; Biga Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 05.06.2007 tarih ve 2007/49-2007/54 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ.A. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı kooperatif ortağı olduğu halde 29.06.2003 tarihli genel kurula çağrılmadığını, oy kullanmasına izin verilmediğini, ortak olmayan kişilerin usulsüz vekaletler ile toplantıya katıldıklarını, gündemde olmadığı halde, ibra edilen yönetim kurulu üyeleri aleyhinde tazminat davası açılamaz şeklinde karar alınmasının yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, genel kurul toplantısının iptal edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kooperatif ortaklığından istifa etmesi nedeniyle genel kurula katılma hakkı bulunmadığını, genel kurula hangi üyelerin ortak olmadığı halde katıldıklarının açıklanması gerektiğini, davacının oyunun sonucu değiştirmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, ibra edilen yönetim kurulu üyeleri hakkında tazminat davası açılamayacağına dair kararın iptaline ve genel kurulun 1635 kişiden 1/4 katılım olmadan toplanması nedeniyle diğer kararların da iptaline ilişkin verilen karar, dairemizce, alınan ilk bilirkişi raporunda varılan sonuçlar mahkemece yeterli görülmeyerek yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de, mahkemenin kararını birinci bilirkişi raporu doğrultusunda oluşturduğu, ilk rapor yeterli görülmeyerek ikinci kez bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra mahkemenin artık birinci rapora itibar ederek karar vermesinin mümkün bulunmadığı, bunun yanında, mahkemece davaya konu genel kurulda toplantı nisabına uyulmadığı gerekçe olarak kabul edilmiş ise de, davalı kooperatifin tasfiye halinde olması nedeniyle genel kurulda nisap aranmayacağının değerlendirilmediği, öte yandan ilk bilirkişi raporunda Selahattin ve Recep'in kooperatif üyesi olmadıklarının belirtildiği, ikinci bilirkişi raporunda ise toplantıya katılma hakkı olmayanların toplantıya katıldıkları hususunun ispat edilemediğinin belirtildiği, bu durumda raporlar arasında çelişki olduğu gibi, Sanayi Bakanlığınca hazırlanan inceleme raporunda da Selahattin'in kooperatife üye olduğu belirtilmesine rağmen bu husus üzerinde durularak çelişkinin giderilmesinin yoluna gidilmediği gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmuş ve yargılama sırasında davacının ihraç edildiği ve bu ihracın kesinleştiği, bu durumda davacın aktif husumetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kooperatif genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.
Somut olayda, davacı, 29.06.2003 tarihinde yapılan genel kurulda alınan kararların iptalini istemiş olup, yargılama sırasında, 27.01.2005 tarihli yönetim kurulu kararı ile davacı ihraç edilmiştir. Davacı, bu ihraç kararına karşı kooperatif nezdinde itiraz ettikten hemen sonra, ihraç kararının iptali davası açmış ve mahkemece, davacının yapmış olduğu itirazın genel kurul tarafından karara bağlanması gerektiği ve bu itibarla davanın erken açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İşbu davada ise, mahkemece, davacının ihraç kararına ilişkin yönetim kurulu kararına karşı yapmış olduğu itirazdan sonraki ilk genel kurul olan 26.06.2005 tarihli genel kurulda ihracın görüşülmediği ve bu durumda davacının ihraç iptali için yeni bir dava açması gerektiği halde geçen süre içinde bu davayı açmadığı ve bu nedenle davacının ihracının kesinleştiği, dolayısıyla yargılama sırasında davacının üyeliğinin sona erdiği gerekçesiyle husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davacının yönetim kurulu ihraç kararına karşı yapmış olduğu itirazın genel kurulda görüşülmemesi ihracın kesinleştiği anlamına gelmez, davacının ihracına ilişkin karar askıda kalmaya devam etmektedir. Zira bu konuda genel kurulca olumlu veya olumsuz bir karar verilmiş olmadığından davacının ortaklık sıfatının devam ettiğinin kabulü gerekir. Dairemizin 06.10.2003 tarih ve 2713-8834 sayılı ilamı da yöndedir.
Bu itibarla mahkemece, davacının ortaklık sıfatının devam ettiği dikkate alınarak, bozma ilamı doğrultusunda işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy