(6762 S. K. m. 309)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 4.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 04.10.2007 tarih ve 2006/823-2007/595 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.10.2009 gününde davacılar avukatı ile davalı avukatı gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin, 1996 tarihinde Z.G. K., C.K. ve M.G. K. ortaklığı ile kurulduğunu, davalının anasözleşmenin 8.maddesi ile şirkete müdür olarak atandığını, müvekkilleri ile davalı arasında çıkan olumsuzluklar ve davalının yaptığı hareketler neticesinde bir çok dava açıldığını, davalının şirkete ait 06 ... ... plakalı aracı şirkete çekilen ihtara rağmen teslim etmediğini, aracı 31.12.2001 tarihinde üçüncü şahsa satıp, bedelini zimmetine geçirdiğini, ceza soruşturmasının devam ettiğini, iş makinelerinin, taşınmazların satışı yönünden açılan davanın derdest olduğunu, davalının şirket müdürlüğünden azil ve ortaklıktan çıkarılma davalarının kabulle sonuçlandığını ileri sürerek, aracın satış tarihindeki rayiç bedeli üzerinden satış tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile 30.000 TL'nin davalıdan tahsiline, müvekkili şirketin aracı kullanamaması ve tasarruf edememesinden dolayı uğradığı zarardan ötürü satış tarihinden itibaren işletilecek faizi ile 20.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava şirkete ait aracın bedelinin tahsili istemine ilişkin olduğundan gerçek kişilerin dava açma haklarının bulunmadığını, davanın çekilen ihtardan itibaren 5 sene sonra açılması nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin şirketi zarara uğratmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalıya gönderilen Beyoğlu 37. Noterliğince düzenlenen ihtara cevapta da görüldüğü gibi davacının bu durumu 28.03.2003 tarihinde bildiği, TTK'nun 309/4. maddesinde belirlenen davacının zararı ve sorumlu olan kişiyi öğrenmesinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı geçtikten sonra davanın açıldığına yönelik davalı savunmasının yerinde olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin ortağı ve eski yöneticisi olan davalı tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen zararın tahsili amacıyla açılan tazminat davasıdır. Mahkemece de kabul edildiği üzere, böyle bir davanın tabi bulunduğu zamanaşımı süresi, TTK'nun 309. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan yasa maddesi uyarınca, sorumlu olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve sorumlu bulunan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Ancak eylem Ceza Kanunu'na göre daha uzun bir zamanaşımı süresine tabi ise, bu takdirde de ceza zamanaşımı süresinin esas alınması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta davacı taraf, davalının şirkete ait aracı satması ve bedelini şirkete ödememesi nedeniyle şirketin zarara uğradığını ileri sürmüştür. Aracın satıldığını davalı da kabul etmiş ancak, bedelini şirkete ödediğini beyan ederek aynı zamanda süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Mahkemece TTK'nun 309/4. maddesinde öngörülen 2 yıllık sürede davanın açılmadığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir. Ne var ki, dava dilekçesinde dava konusu olay nedeniyle Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat edildiği belirtilmektedir. Olayda ceza zamanaşımının bulunup bulunmadığı mahkemece tartışmasız bırakılmıştır. Ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için ceza davası açılması gerekmediği gibi, mahkumiyet kararı da ceza zamanaşımı süresinin uygulanma koşulu değildir. Bu itibarla davada ceza zamanaşımının ve dolayısı ile davalının zamanaşımı def'inin değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, takdir edilen 625.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy