(6762 S. K. m. 435)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.09.2007 tarih ve 2006/432-2007/232 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davalı şirketin yaprak tütün ticareti ile uğraştığını, %50 yerli %50 yabancı sermaye ile kurulduğunu, yerli sermayenin A grubunu, yabancı sermayenin ise B grubunu oluşturduğunu, temsil ve ilzama yönelik olarak ana sözleşmede ayrıntılı düzenleme bulunduğunu, 2002, 2003, 2004 ve 2005 yıllarına ait genel kurulların toplu olarak 13.06.2006 tarihinde yapıldığını, yeni yönetim kurulunun seçildiğini, temsil ve ilzama yetkililerin atanmadığını, müvekkillerinden Ali Borovalıya'ya vekaleten yönetim yetkisi verildiğini, bunun da süresinin 31.12.2006 tarihinde sona erdiğini, organ yokluğu ve yönetim zafiyeti doğduğunu ileri sürerek, müvekkili Ali Borovalı'nın şirkete kayyım olarak atanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Müdahil vekili, müvekkilinin davalı şirketin %45 oranında pay sahibi olduğunu, yönetim kurulunun bulunduğunu, temsil ve ilzama yetkilinin atanması bakımından bir çağrının yapılmadığını, kayyım atanmasının ana sözleşmenin 10 ncu maddesine aykırı olduğunu, hiçbir şekilde kayyım atanması koşullarının bulunmadığını iddia ederek, istemin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, ortaklar arası anlaşmazlık bulunduğu, yönetim kurulunun toplanamadığı ve iş bölümü yapılarak imza sirkülerinin çıkarılamadığı, ana sözleşmede yazılı şekilde şirketin kilitlendiği', bu halde nasıl hareket edileceğinin ana sözleşmenin 10.2 ve 10.3 ncü maddelerinde açıklandığı, kayyım atanmasının geçici bir hukuki koruma tedbiri olduğu, yönetim kurulunun toplanamaması veya karar alamamasının devam etmesi halinde organ yokluğundan söz edilebileceği, bu halde TTK'nun 435 nci maddesi uyarınca şirketin feshinin istenebileceği, mahkemece organ tamamlanması için süre verileceği, tamamlanmaz ise feshe hükmedileceği, bu süreçte kayyım atanmasının mümkün olduğu, böyle bir dava olmadan yönetim kurulunun işlevini yerine getirmediği iddiasıyla şirketin temsil ve idare yetkisinin kayyıma devredilemeyeceği, aksi durumun kayyımlıkla bağdaşmayacağı, ana sözleşmeye aykırı olacağı, şirketin ana sözleşmesi veya TTK'nun 435 nci maddesinde açıklanan imkanlar mevcutken kayyım atanmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 06.04.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy