(6762 S. K. m. 406, 407, 408, 409, 416, 417, 418, 419)
Taraflar arasında görülen davada Nazilli 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21.09.2006 tarih ve 2004/527 - 2006/327 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi J. W. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinden V. F.'in davalı anonim şirketin hissedarı iken, 28.05.2004 tarihinde yapılan genel kurulda TTK.nun 406, 407 ve 408 nci maddelerine göre şirketten çıkartılmasına karar verildiğini, oysa kararın bu madde hükümlerine aykırı olduğunu ve esasen hükümet komiserinin bu yönde şerh de koyduğunu, öte yandan genel kurul öncesinde müvekkilinin hissesini diğer davacıya devrettiğini, yeni hissedar davacı F. T.'ın şirkete, devri bildirdiğini ve pay defterine kaydedilmesini istediğini, davalının pay defterine kayıt yapmadığını, devir sonrasında anılan genel kurulda V. F.'ın şirketten çıkartılmasına dair alınan kararının iptali gerektiğini ileri sürerek, kararın iptaline, F. T.'a yapılan hisse devrinin geçerliliğinin saptanarak şirket pay defterine kaydının yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan kanıtlara göre, TTK, şirket anasözleşmesi ve iyiniyet kuralları karşısında, davacı V. F.'ın devlet hastanesinde doktor olarak çalışmasının ortaklıktan çıkarmak için bir neden sayılamayacağı, davacıya sermaye arttırım borcunu ödemesi için 15 günlük süre verildiği, bunun TTK.nun 407 ve 408 nci maddelerine aykırı olduğu bu durumda çıkartma kararının iptali gerektiği, diğer davacının istemine gelince; hisse devrinin TTK.nun 416 ve 417 nci maddeleri gereğince teslim ve pay defterine yazılmakla gerçekleşeceği, F. T.'ın devir keyfiyetini davalıya 27.05.2004 tarihli tebliğ ile bildirdikten sonra, V. F.'ın 28.05.2004 tarihli genel kurulda ortaklıktan çıkartıldığı, şirketin, F. T.'a 02.06.2004 tarihli ihtar ile olumsuz yanıt verdiği, hisse devrinin yasa ve anasözleşmeye uygun olduğu, F. T.'ın sağlık sektörü ile ilgisinin bulunmadığına yönelik davalı savunmasının iyiniyet kurallarına aykırı olduğu, nitekim davalı şirketin hisseleri sonradan devrettiği I. U.'nun ev hanımı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, davacılardan V. F.'ın davalı şirket nezdindeki tüm paylarının ıskatına ilişkin 28.05.2004 tarihli genel kurul kararının iptaline, V. F.'ın F. T.'a yaptığı 21.05.2004 tarihli pay devrinin geçerli olduğunun tespitine ve pay defterine tesciline ilişkindir.
Davacılardan V.'ın paylarının ıskatına ilişkin genel kurul kararının iptaline ilişkin mahkemece verilen karar doğru ise de, hisse devrinin geçerliliğine ve pay defterine kaydının yapılmasına yönelik hüküm bölümü isabetli değildir. Şöyleki;
Anonim ortaklıkta, paylar kural olarak devir edilebilir. Payların devir işlemi, ortaklık pay defterine yazılmakla, bu ortaklığa karşı sonuç doğurur. Ortaklığa ait pay veya payların devri yapılmış ve fakat bu pay veya payların borçları ortaklığa karşı ödenmemiş olabilir. İşte, böyle bir ortaklıktan pay senedini iktisap eden kimse, pay defterine kayıt edilmekle, ortaklığa karşı geri kalan bedeli ödemek ve varsa tali borçları yerine getirmekle yükümlüdür. Çünkü, devreden ortak, tüm hak ve borçları devir etmekte, devir alan da bu hak ve borçlarla birlikte payı devir almaktadır. Bu hususların yasal dayanağı TTK.nun 419 ncu maddesinin ilk fıkrası olup, 2 nci ve 3 ncü fıkrada ise, "şirketin kurulması veya esas sermayenin arttırılması esnasında iştirak taahhüdünde bulunan kimse hisse senedini başkasına devrettiği takdirde bedelin henüz ödenmemiş olan kısmı kendiliğinden istenemez; meğer ki, şirketin kuruluşu veya esas sermayesinin arttırılması tarihlerinden itibaren iki yıl içinde şirket iflas etmiş ve hisse senedini iktisap eden kimse paydan doğan haklardan mahrum edilmiş olsun. Hisse senedini devreden kimse ikinci fıkra hükmüne tabi değilse, iktisap edenin pay defterine kaydedilmesiyle borçlarından kurtulmuş olur" hükmüne yer verilmiştir. TTK.nun 418 nci maddesinin 1, 2 ve 3 ncü fıkrada ise, "şirket, devir keyfiyetini esas mukavelede derpiş olunan sebeplerden dolayı pay defterine kayıttan imtina edebilir. Sebep gösterilmeksizin dahi kayıttan imtina olunabileceği şartının esas mukaveleye konması caizdir. Hisse senedi karşılığının tamamen ödenmemiş olması halinde şirket teminat talep ve teminat gösterilmediği takdirde kayıttan imtina edebilir" hükmü yer almıştır.
Somut olayda, şirket ana sözleşmesinin 6/son maddesinde, "Hisselerin devri ve rüçhan hakları kullanımı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir." hükmüne yer verilmiştir. Anasözleşmede, herhangi bir özel ya da genel bir imtina nedenine yer verilmemiştir. Bu durumda, davalı şirket 418/3 ncü maddeye dayalı olarak kayıttan imtina nedenine dayanması dışında, devir işlemini tanımak zorundadır. Dortrinde de konu tartışılmış ve anonim şirketin yasal olarak 418/3 ncü maddeye dayalı imtina hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir. Bakiye sermayenin ödenmemesi sebebiyle iptaline teşebbüs edilen hisse ve hisse senetlerinin devrini de şirket tanımak zorunda değildir. Sermayenin tamamı ödenmedikçe, hamiline yazılı hisse senedi çıkarılamayacağından (TTK.nun 409) mütemerrit ortaktan hamiline hisse senedi devralınması ve iyiniyetli 3 ncü kişilerin MK.nun 903 ncü maddesinden istifade etmeleri desözkonusu olmaz. Hamiline yazılı hisse senetlerinin yerini tutmak üzere çıkarılan nama yazılı ilmuhaberler, her ne kadar sadece şirkete ihbar suretiyle devredebiliyorsa da (TTK.nun 411), nama yazılı senetlerde şirket zahiri def'ileri de kullanabildiğinden, bu gibi senetlerin iktisabı da şirketi bağlamaz. (Bkz.Prof.Dr.Hayri Domaniç, Anonim şirketler, İstanbul, Sh.977) TTK.nun 418/3 ncü maddesine dayalı imtina nedeni, yasadan doğan bir imtina nedenidir. (Bkz.Poroy/Tekinalp/Çomoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 8.Bası, Mart 2000, İstanbul, Sh.625)
Somut olayda, davalı şirketin 20.12.2001 tarihli genel kurulunda esas sermayenin arttırımına karar verilmiş olup, sermayenin ortaklar tarafından tamamen taahhüt edildiği, önceki sermayenin tamamının ödendiği belirtilmiş, arttırılan sermayenin bir bölümünün dönem karından, bir bölümünün tescil tarihinden itibaren 3 ay içerisinde, geri kalanının 30.04.2004 tarihine kadar ödeneceği de kararlaştırılmıştır. Karar, 09.01.2002 tarihli sicil gazetesinde ilan edilmiştir. Davacılardan V. F., 20940 adet hissesinin tamamını 21.05.2004 tarihinde diğer davacı F. T.'a, noterde düzenlenen Anonim Şirket Hisse Devir Sözleşmesi ile devretmiş olup, F. T. devir hususunu, davalı şirkete 27.05.2004 tarihinde ulaşan ihtarname ile bildirmiş, davalı şirketin 28.05.2004 tarihinde toplanan genel kurul toplantısında, V. F.'ın tüm paylarından ıskatına karar verilmiş, davalı şirket 02.06.2004 tarihli ihtarname ile davacılara, sermaye artırım borcu nedeniyle devredenin ıskatına karar verildiği, ıskat edilenin hissesini devredemeyeceği bildirilmiştir. Davalı şirket, sermaye arttırımından dolayı bakiye taahhüt borcunun 31.12.2003 tarihli bilançoya göre ödenmemiş bölümünün ihtara rağmen ödenmemesi nedeniyle davacılardan V. F.'ın tüm paylarını ıskat etmiş olup, ıskat prosedürü, TTK.nun 407 ve 408 nci maddelerine uygun olmaması nedeniyle ıskat kararının mahkemece iptali doğru ise de, davalının savunma ve layihalarında dayandığı TTK.nun 418/3 ncü maddesine dayalı yasal imtina nedeni üzerinde mahkemece durulmamıştır. Davacılardan V. F., anılan borcu ödediğini savunmamış olup, davalı şirketin anılan yasal nedene dayanmak suretiyle devir tescilinden imtina etmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. V. F., usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmemiş ise de, borcun varlığı da sabit olup, ıskat kararının iptali, diğer istemin de mahkemece kabulünü gerektirmemektedir. Hisse devri anasözleşmeye uygun ise de, bu devri davalı şirket anılan yasal imtina nedeni itibariyle tanımak zorunda değildir.
Diğer yandan, şirketin kuruluşunda kararlaştırılan esas sermaye tamamen ortaklarca ödenmiş olduğundan ve davacı V. F.'ın sermaye artırımı nedeniyle taahhüt ettiği ileri sürülen borçları ödememesi nedeniyle sadece sermaye arttırımına ilişkin olan paylarının ıskatı prosedürüne başvurulduğundan, V. F.'ın ilk kuruluş nedeniyle sahip olduğu payları F. T.'a devretmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava konusu devir sözleşmesinde geçen 20940 payın ne kadarının ilk kuruluştan, ne kadarının sermaye arttırımından doğan paylar olduğu üzerinde durulmalı, davacının rüçhan hakkını kullanıp kullanmadığı, bu yönde taahhüdü olup olmadığı araştırılmalıdır. Mahkemece, rüçhan hakkını bu davacının kullanmadığı kabul edilmiş ise de, bunun somut kanıtları gerekçede gösterilmemiştir. Bu hususlar üzerinde yeterince durulması, davalı şirketin imtina hakkına sahip olduğu payların, esas sermaye arttırımından doğan paylar olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Diğer yandan, davalı şirketin hisselerini sonradan devir aldığı mahkemece gerekçede kabul edilen dava dışı I. U.'nun yokluğunda, onun savunması alınmadan işbu dava sonuçlandırılamayacağından, I. U. hakkında dava açması için davacılara süre verilmesi, açıldığında işbu dava ile birleştirilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu hususun gözden kaçırılması da doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)