(Uluslar Arası Hava Taşımalarına İlişkin Bazı Kuralların Birleştirilmesi Hakkında Sözleşme (Varşova Konvansiyonu) m. 18, 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 2. Sulh Mahkemesi'nce verilen 27.06.2006 tarih ve 2005/292-2006/711 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, davada dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline nakliyat poliçesi ile sigortalı ve davalı tarafından Almanya'dan Antalya'ya hava yolu ile taşınan emtianın alıcısına tam ve eksiksiz teslimi yerine hasarlı teslim edilmesinden doğan zarar bedelinin, müvekkili tarafından sigortalısına ödendiğini ileri sürerek, 1.871,95 YTL'nin temerrüt faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiline Varşova/Lahey Protokolü uyarınca süresi içinde emtianın hasarlandığına dair ihbar yapılmadığını savunarak, davanın usul ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi rapora doğrultusunda, dava konusu hasarın 06.11.2004 tarihinde meydana geldiği, Varşova Konvansiyonu'nun 26. maddesi hükmü uyarınca hasarın 14 günlük hak düşürücü süre içinde ihbar edilmesi gerektiği, oysa hasar ihbarının 10.01.2005 tarihinde yapıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, nakliyat sigorta poliçesine dayalı rücüen tazminat istemine ilişkin olup, davacının sigortalısına ait emtia davalıya ait uçak ile taşınmış ve taşıma sırasında hasar görmüş olması nedeniyle sigortalıya ödenen hasar bedelinin taşıyandan tahsili talep edilmiştir.
Taşıma uluslararası taşıma olup, hava aracı ile yapıldığından olayda 03.12.1977 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ve Türkiye açısından 23.06.1978 yürürlüğe giren Uluslararası Hava Taşımalarına İlişkin Bazı Kuralların Bildirilmesi Hakkındaki Varşova Sözleşmesi ile bu sözleşmeyi değiştiren Lahey Protokolü hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Nitekim, mahkemece de alınan bilirkişi raporu doğrultusunda Konvansiyonun 26'ncı madde hükmü uyarınca taşıyıcıya süresinde ihbar yapılmadığı, bu nedenle davacının talep hakkının düştüğü gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Ne var ki, sigortalı emtianın hava limanına geldiği 06.11.2004 tarihinde gümrük görevlileri ve davalının kargo memurunun da katılımıyla düzenlenen aynı tarihli tutanak ile eksiklik ve hasar tespit edilmiş olup, davacının delil olarak dayandığı bu tutanak gerek hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda, gerekse mahkeme tarafından hiç irdelenmemiştir. Her ne kadar, anılan Konvansiyon hükümleri uyarınca taşınan malda meydana gelen hasarın belli bir süre içinde taşıyıcıya ihbar edilmemesi hileli davranma hali dışında taşıyıcı aleyhine dava açılmasını engellemekte ise de, taşıyıcının görevlisinin katılımı ile düzenlenen tutanakta kolilerdeki eksikliklerin ve hasarların belirlenmiş olması karşısında mahkemece, taşınan malda meydana gelen kısmi hasarın davalı taşıyıcıya usulüne uygun bir şekilde ihbar edildiğinin kabulü yerine üstelik, davacının rücu yazısı ihbar yazısı olarak kabul edilmek suretiyle eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Öte yandan, Varşova/Lahey Konvansiyonu'nun 26'ncı maddesinde, 18'inci maddeden farklı olarak sadece hasar halinde ihbardan söz edilmiş olup, anılan Konvansiyon'da bilerek kayıp halinde ihbardan söz edilmemiştir. Zira eşyanın kaybı halinde, taşıyanın kaybın varlığını bildiği kabul edilir. O nedenle, bilinen bir şeyin bir daha ihbarına gerek yoktur. Ayrıca hava yük senedinde yazılı paket, kutu, koli, torba gibi bağımsız parçalardan birkaç adedinin alıcıya teslim edilmemesi, kayıp olduğu gibi, koli, paket, kutuların içinden bir kısım eşyanın noksan çıkması da kısmi tam ziya (kayıp) kavramına girer.
Bu durumda, mahkemece, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda taşıma senedine göre 10 ürünün eksik çıktığının belirlenmiş olması karşısında, bu halde ihbara dahi gerek bulunmadığının yanılgı ile gözden kaçırılması dahi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.04.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy