(6102 S. K. m. 57) (556 S. KHK. m. 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Antalya Asliye 3.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.10.2006 tarih ve 2004/377-2006/505 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.P. Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü
Davacı vekili, müvekkiline ait “P.” markasının 04.02.1992 tarihinden beri tescilli olduğunu, davalı şirketin 2001/7121 kodlu “Y.” markasının müvekkiline ait marka ile benzer bulunduğunu, davalının ayrıca markasını ticaret unvanı içinde de kullandığını, davalı “Y.” markası ile müvekkiline ait “P.” markasının tanınmışlık düzeyinden yararlanarak markanın itibarına zarar verdiğini ileri sürerek, davalı adına tescilli “Y.” markasının hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, aynı ibarenin ticaret ünvanından iptali ile sicilden terkin edilmesine, müvekkiline ait markaya vaki tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi ile hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin plastik pencere kasası ve çift camlı pencere ürünleri imalatı yaptığını, plastik pencere üreten ya da satan her firmanın markasının sonuna “p.” hecesini eklediğini, müvekkilinin başka bir markayı iltibas ya da çağrışım amacının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, her iki şirketin plastik pencere sektöründe faaliyet gösterdiği, “P.” ve “P.” sözcüklerinin bu sektörde marka ve ticaret unvanlarının bir unsuru olarak kullanıldığı, “P. P.” markası ile Y. P.” markası arasında yazılış ve okunuş itibariyle orta seviyede bilinçli bir tüketicide yanılmaya yol açacak şekilde bir iltibasın mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı adına tescil ettirilmiş bulunan “Y.” ibareli markanın davacı adına tescilli “P.” markası ile benzer bulunduğu, davalının bu markayı ticaret unvanı içinde de kullanmasının müvekkili şirketin tescilli markasından doğan haklara zarar verdiğini iddia ederek, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü ile aynı ibarenin ticari unvandan çıkarılarak sicilden terkini, markaya vaki tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, her iki şirketin plastik pencere sektöründe faaliyet gösterdiği, “P.” ve “P.” sözcüklerinin bu sektörde marka ve ticaret unvanlarının bir unsuru olarak yaygın şekilde kullanıldığı, taraf markaları arasında yazılış ve okunuş itibarı ile orta seviyede bilinçli bir tüketicide yanılmaya yol açacak şekilde bir iltibasın mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. “P.” ibaresi davacı adına marka olarak tescil ettirilmiş bulunduğundan söz konusu marka terkin ve iptal edilmediği sürece tescilli markalara sağlanan yasal korumadan yararlanacak olması karşısında mahkeme kararında geçen “P.” ve “P.” sözcüklerinin plastik pencere sektöründe marka ve ticaret unvanının bir unsuru olarak yaygın şekilde kullanıldığı yönündeki gerekçe isabetli bulunmamaktadır. Markalar arasında benzerlik bulunup bulunmadığına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede ise markaların bütünü itibarı ile bıraktığı izlenim esas alınmaktadır. Somut olayda, taraf markalarının esaslı unsurunu “p.” ibaresi oluşturmakta olup, emtiaları da aynı bulunmakla davalıya ait tescilli markada geçen “Yıl” ibaresi markaların bir bütün olarak bıraktığı izlenimi farklılaştırıcı bir etki yaratmamaktadır. Bu durumda, taraf markaları arasında ortalama alıcılar ve tüketiciler nezdinde birbiri ile iltibas yaratma, aynı ticari işletme veya gruba ait birbiri ile bağlantılı markalar olarak algılanma ihtimali bulunmaktadır. O halde mahkemece, 556 sayılı KHK.nin 8/b maddesine dayalı olarak daha sonra tescil edilmiş bulunan davalıya ait davaya konu markanın aynı KHK.nin 42/b maddesi uyarınca hükümsüz sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile bu yöndeki istemin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Davacının davalının ticaret unvanında geçen “Y.” ibaresine yönelik terkin istemine gelince; davalının ticaret unvanının ayırt edici kısmını oluşturan ibare de davacının tescilli markası ile benzer bulunmaktadır. Başkasına ait bir markanın haksız olarak ticaret unvanında kullanılması TTK.'nun 57/5 nci maddesinde belirtilen hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketi oluşturur. Somut olayda davalının ticaret unvanında geçen “Y.” ibaresini kullanmasının anılan maddeye dayalı olarak davacının tescilli marka hakkına tecavüz oluşturduğunun kabul edilebilmesi için öncelikle davalının ticaret unvanının ticaret siciline tescil ve ilan tarihinin ticaret sicilinden sorularak belirlenmesi, bundan sonra dava tarihi ile tescil ve tescilin ilan edildiği tarih arasında geçen sürenin “sessiz kalma yolu ile hak kaybı” sonucunu doğurup doğurmadığının değerlendirilmesi gerekirken, açıklanan yön üzerinde durulmadan yazılı şekilde red kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.04.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)