(6762 S. K. m. 117, 1222)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi'nce verilen 17.04.2007 tarih ve 2006/182-2007/116 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin fener ve tahlisiye ile gemi kurtarma ve çıkarma konusunda tekel hizmetleri veren bir kuruluş olduğunu, davalının acentesi bulunduğu geminin 08.02.2003 tarihinde sürüklenmeye başlaması sonucu İstanbul Deniz Trafik Kontrolünün talimatıyla müvekkilinin römorkör gönderdiğini, gemi kaptanın önceden yardım talep ettiğini, römorkörün gemiye yaklaşması sonucu kaptanın kontrol istasyonuna yardım istemediğini açıkladığını, römorkörün geri döndüğünü, 10.02.2003 tarihinde de yine talimat üzerine gemiye römorkör gönderildiğini, gemi adamlarının kurtarıldığını, ancak geminin karaya oturması sonucu yardım talebinde bulunulmadığını, hizmet bedelinin ödenmediğini, tahsili için yapılan icra takibinin itirazla durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiline husumet düşmeyeceğini, aracılıkta bulunduğu veya akdettiği bir sözleşmenin olmadığını, acentelik ilişkisi bulunmadığını, salt gemi adamlarının ülkelerine dönmesi için donatana kredi verdiğini, esasen kurtarma ve yardım hizmetinin de olmadığını, talep edilen ücretin de kurtarma ve yardım ücreti niteliğinde bulunmadığını, meydana gelen olayın karaya oturan gemideki canların kurtarılmasından ibaret olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, TTK'nun 117/3 ncü maddesi uyarınca davalıya izafeten dava açılabileceği, davacıya ait geminin iki defa davalının acentesi bulunduğu geminin yanına gittiği, ancak tehlikedeki bu gemiyi ve içindeki yükleri kurtarmaya yönelik hizmet sunmadığı, kurtarma ve yardım ücreti talep edilebilmesi için gerekli kurtarma yardım hizmeti' ile faydalı veya başarılı sonuç' unsurlarının gerçekleşmediği, çekme, itme ve refakat gibi verilmiş bir römorkaj hizmetinin de bulunmadığı, can kurtarma eyleminin bir ücreti doğurmayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, hizmet bedelinin tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının yaptığı faaliyetin kurtarma ve yardım niteliğinde bulunduğu, ancak ücrete hak kazanma için gerekli koşulların oluşmadığı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmuştur. TTK.nun 1222 nci maddesinde kurtarma ve yardım, deniz tehlikesi altında bulunan bir geminin veya gemideki şeylerin, gemi adamlarının idaresinden çıktıktan sonra üçüncü şahıslar tarafından ele geçirilerek emniyete alınması veya bu hal haricinde gemi veya gemide bulunan eşyaların deniz tehlikesinden kurtarılması olarak tanımlanmıştır. Kurtarma ve yardım faaliyeti, bir ücret talebine hak kazandırır. Anılan ücret, kanundan doğar ve bu konuda sözleşme yapılmasına gerek yoktur. Mahkemenin de kabul ettiği üzere, yardımın semeresiz kalması halinde ücrete hak kazanma söz konusu değildir. Ancak, somut olayda davacı kurum vekili, davalıya ait geminin müvekkilinin tekel sahası içerisinde kazaya uğradığını, kaptanının İstanbul Deniz Trafik Kontrolü Merkezine başvurusu sonrasında anılan kurumun talebi ile kurtarma gemisiyle iki ayrı tarihte gemiye yaklaşıldığını, davalı gemi kaptanın yardım kabul etmediğini, sadece gemi adamlarının kurtarıldığını ileri sürerek, yapılan masraflarını tahsilini talep etmiştir. Taraflar arasındaki çekişme, davacı kurumun eyleminin TTK'nun tanımladığı anlamda bir kurtarma ve yardım faaliyeti olup olmadığı, ücret hak kazandırıp kazandıramayacağı noktalarında toplanmaktadır. Davacı kurum, fener ve tahlisiye ile gemi kurtarma ve batık çıkarmada tekel hakkına sahip bir kuruluştur. Dosya kapsamından davalıya ait geminin kaptanın Deniz Trafik Kontrol Merkezinden yardım talep etmesi sonrasında anılan merkezin istemi ile davacı kurumun kurtarma gemisi gönderdiği anlaşılmaktadır. Türk Boğazlarından geçecek gemiler, seyir, can, mal ve çevre güvenliği bakımından 618 sayılı Limanlar Yasası'na dayalı olarak çıkarılan Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü hükümlerine uymak zorundadır. Bu Tüzüğün 15 nci maddesi uyarınca Türk Boğazlarından geçerken kaza, arıza, zorunlu demirleme gibi bir nedenle uğraksız geçişi bozulan geminin, Trafik Kontrol İstasyonuna hemen bilgi vererek tavsiye ve talimat isteyeceği hükme bağlanmıştır. Ancak, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının eylemi salt kurtarma ve yardım bakımından incelenmiş, davacının statüsü ile Türk Boğazları Mevzuatı yönünden değerlendirilmemiştir. Yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. Bu durum karşısında, davacının faaliyetinin ilgili mevzuat hükümleri de değerlendirilip, TTK'nunda düzenlenen kurtarma ve yardım faaliyeti sayılıp sayılmayacağı, ücrete hak kazandırıp kazandırmayacağı yönünde üniversitelerin Deniz Ticaret Hukuku kürsülerinde görevli akademisyen hukukçulardan oluşturulacak bilirkişi kurulundan denetime elverişli rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.09.2008 tarihinde oybirliğiyle, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy