(6762 S. K. m. 56, 57, 62, 64)
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 9.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05.10.2006 tarih ve 2005/554-2006/407 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi J. A. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin sabit HATT tarifelerinde yeni düzenlemeler yaptığını, davalı derneğin internet sitesinde bu sistemin veriler ve bilgilerini gerçeğe aykırı şekilde kullandığını, yine basına gerçeğe uygun olmayan bilgiler verildiğini, yaptıkları şikayetin takipsizlikle sonuçlandığını, davalının bununla yetinmeyip haksız yere müvekkilini Rekabet Kurulu’na şikayet ettiğini, bu şikayetinin oy birliği ile ret edildiğini, haksız rekabette bulunduğunu, ticari itibarını zedelendiğini ileri sürerek, 1.000.00 YTL maddi ve 5.000.00 YTL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, davacı ile ekonomik rekabet ilişkisi olmayan müvekkilinin tüketicileri aydınlatma görevini yerine getirdiğini, haksız rekabet teşkil edecek eylemlerinin olmadığını, yaptığı şikayetin takipsizlikle sonuçlandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı eyleminin bilgilendirme amacı taşıdığı, yanıltma ve kötüleme kastını içermediği, haksız rekabet koşullarının oluşmadığı, bir an için haksız rekabet olduğu kabul edilse bile eylemin suç teşkil etmediği, bir yıllık zamanaşımına uğradığı, davalının tacir olmaması nedeniyle eylemin haksız fiil kabul edilebileceği, bu bakımdan da bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği, kaldı ki maddi zararın ispat dahi edilmediği gerekçesiyle, davanın hem esastan hem de zamanaşımı def’isi bakımından reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, haksız rekabet iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
TTK’nun 56 ncı maddesinde haksız rekabet, ekonomik rekabetin objektif iyi niyet kurallarına aykırı her türlü suiistimali olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanunun 57 nci maddesinde de haksız rekabet halleri örnek olarak sayılmış, bir sınırlama getirilmemiştir. TTK’nun 56 ncı maddesindeki tanım, geniş bir alanı kapsamaktadır. Yasa koyucu, anılan düzenlemelerle bir yandan rakiplerin ekonomik çıkarlarını korumak amacı taşırken, diğer yandan da sağlıklı ve kurallara dayalı ekonomik yapının ortaya çıkması ve korunmasını hedeflemiştir. Haksız rekabetin tanımı ve yasal düzenlemenin aynı zamanda ekonomik düzenin korunması amacını da taşıdığı dikkate alındığında haksız rekabetin oluşması için tarafların tacir olması şart olmadığı gibi,rakip bulunmaları da zorunlu değildir.
TTK’nun 57/1 nci maddesinde başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek hali haksız rekabet olarak açıklanmıştır. Öte yandan, anılan Yasanın 64/1 nci maddesi hükmü uyarınca bu fiil suç sayılmıştır. 62 nci maddesinde de haksız rekabete dayalı davaların 1 yıllık zaman aşımına tabi bulunduğu, suç teşkil eden hallerde ise ceza zaman aşımının hukuk davalarında da geçerli olacağı hükme bağlanmıştır.
Ayrıca, haksız rekabete maruz kalan taraf, zarar tutarını kanıtlamak durumundadır. Şayet bu zarar kanıtlanmaz ise haksız rekabette bulunanın elde etmesi mümkün olan menfaatin karşılığı da tazminat olarak hükmedilebilir. Bu şekilde dahi tazminat tespit edilemez ise BK’nun 42 nci maddesi uyarınca uygun bir tazminat takdir edilebileceği kuşkusuzdur.
Somut olayda mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davanın hem zaman aşımı hem de esastan reddi usulen doğru olmadığı gibi, değerlendirmeler de dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davacı vekili, davalı derneğin internet sitesinde müvekkiline ait sabit HATT tarifeleriyle ilgili olarak yanlış, yanıltıcı ve lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemede bulunduğunu, hatta verileri değiştirerek tüketicileri aldattığını iddia etmiştir. Davalı vekili de zaman aşımı def’inde bulunarak, aynı zamanda davanın esastan reddini savunmuştur. Davalının eylemleri ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunulduğu, anılan fiilin bilişim suçu olup olmayacağı değerlendirilerek takipsizlik kararı verildiği dosya kapsamıyla sabittir. Hukuk mahkemesinin ceza zaman aşımını uygulayabilmesi için kamu davası açılması dahi zorunlu değildir. Takipsizlik kararı idari nitelikte bir karar olup, hukuk mahkemesi bu kararla bağlı bulunmamaktadır. Esasen takipsizlik kararı, haksız rekabet suçu bakımından bir değerlendirmeyi de içermemektedir. Davalının dernek statüsünde olması da haksız rekabet fiilinde bulunmasına engel bir durum değildir. O halde, taraf kanıtlarının yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip, öncelikle davalı vekilinin zaman aşımı def’i incelenip, gerektiğinde alanında uzman bilirkişi kurulundan rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)