(4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 13.02.2007 tarih ve 2006/261 - 2007/35 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 17.03.2009 gününde davalı avukatı A. K. gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi D. B. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü
Davacı vekili, müvekkilinin 26.05.1993 tarihinde tescilli P. markasının sahibi olduğunu, davalının da, 28.03.1999 tarihinde müvekkilinin markası ile iltibas yaratacak biçimde P. markasını tescil ettirdiğini, müvekkilinin Türkiye çapında pazarlama ve dağıtım faaliyeti gösterdiği gibi tüm illerde bayileri bulunduğunu, davalının müvekkilinin markasının itibarından haksız şekilde yararlandığını ileri sürerek, davalı adına tescilli P. markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin markasının 28.03.1997 tarihinde tescil edildiğini, davacının sekiz seneyi aşkın bir süre sessiz kaldıktan sonra hükümsüzlük talep etmesinin MK' un 2.maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması olduğunu, markalar arasında iltibasın bulunmadığını ve davanın beş yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, markaların görsel ve işitsel olarak birbirine benzer bulunduğu gibi sınıfsal olarak da aynı ya da benzer olduğu, davacının P. markası ile davalının P. Markasının İngilizce sözcük olarak Türkçe' de farklı anlamlara gelse de, Türkiye'de pek çok kimse İngilizce diline hakim olmadığından, anlamsal farklılığın dikkate alınamayacağı, sessiz kalma yoluyla hak kaybının dava konusu olayda gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı markası ile iltibas yaratacak biçimde davalı adına tescilli P. markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının sessiz kalma yolu ile hak kaybına uğramadığı sonucuna varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamından, davacının markasını 07, 09, 11, 14, 16 ve 34. sınıflarda kullanmak üzere 26.05.1993 tarihinde, davalının da markasını 07, 09 ve 11. sınıflarda kullanmak üzere 28.03.1997 tarihinde tescil ettirdiği, davacının 14.2.2005 tarihinde davalıya ait işyerinde tesbit yaptırdığı ve işbu davayı da 25.2.2005 tarihinde açtığı anlaşılmaktadır. 556 sayılı KHK'nin hükümlerine dayalı öncelik hakkı önce davacı şirket yararına 1993 yılından beri gerçekleşmiş ise de, davacı taraf davalının markasını resmi olarak tescil ettirdiği 28.03.1997 tarihinden itibaren yaklaşık 8 sene sonra işbu davayı açmış olup, davacı tescil ile davalının markasını bilebilecek durumdadır. O halde, anılan süre sessiz kalma yolu ile hak kaybına yol açmayı sağlayacak yeterli bir süredir ve bu itibarla mahkemece, davacı şirketin sessiz kalmak suretiyle MK'un 2. maddesi uyarınca dava hakkını yitirdiğinin kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 625,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)